• 03Mar
    Küflenen gıdaları nasıl tüketiriz

    Evlerde genellikle küflenen gıda ürünlerinin küflü kısımlarını atar, kalan kısımlarını tüketiriz. Halbuki uzmanlar, küfün tüm ürüne yayıldığını ve bunun zamanla vücudun bağışıklık sistemini çökerttiğini, iç organlarda ve karaciğerde tahribata yol açtığını söyledi. Çünkü küfün vücut üzerindeki zararı yavaş ama öldürücü oluyor.

    Gıdalar hazırlanırken hijyene dikkat edilmemesi, yeterince pişirilmemesi gibi yapılan dikkatsizlikler sonucu besinler vücuda yarardan çok zarar verebiliyor. Küflenen yiyeceğin ziyan olmasın diye atılmayıp sağlam kısmının kullanılmaya devam edilmesinin karaciğer hastalıklarına yol açabileceğine dikkat çekiliyor. Ev hanımları genellikle salça, ekmek gibi gıdaların küflü kısmını atarak kalan tarafını kullanmayı tercih ediyor. Küfü, ekmek üzerindeki yeşil noktalarla ya da meyvedeki kadife görünümlü beneklerle sınırlı sanabiliriz; ancak küf gıdanın en alt kısmından başlayarak yüzeye doğru gelişir. Buğday ve ürünleri başta olmak üzere tüm hububat ürünleri, pirinç, fındık, fıstık gibi besinlerde küflenmeyi başlatan mantarlar “aflatoksin” denilen zehri oluşturur. Etkisini hemen göstermeyen aflatoksin, zamanla vücudun bağışıklık sistemini çökerterek, iç organlar ve özellikle de karaciğerde tahribata yol açıyor.

    Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Oğuz, küflü buğday, mısır, pirinç ve nohut gibi ürünlerde eğer daha önce küflenerek aflatoksin zehri oluşmuşsa havalandırılsa ve güneşte bekletilse dahi bunun geçmeyeceğini ve besinden arınamayacağını söyledi. Böyle gıdaların kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini belirten Oğuz, “Küflü bir gıda havalandırılsa ve güneşte bekletilse sadece dış yüzeyindeki ipliksi görünüm yok olur. Ancak içinde oluşan zehir etkisi hâlâ devam eder. Genellikle ev hanımları ziyan olmasın diyerek küflü gıdanın sağlam kısımlarını kullanır. Küflü gıdaların vücut üzerindeki zararı yavaş yavaş, fakat öldürücü olur. İleriki zamanlarda karaciğer büyümesi, siroz, böbrek yetmezliği ve kanserlere neden oluyor. Ayrıca küflü gıdaları ve bunların sağlam kısımlarını yiyen kişiler, bağışıklık sistemi baskılanacağı için enfeksiyonlara daha çabuk yakalanıyor.” dedi. Prof. Oğuz, hamilelerde aflatoksinin özellikle gebeliğin ilk üç ayında bebekte sakatlıklara neden olabilecek ölçüde etkiler doğurabileceğini vurguladı.

    Küf nedeniyle toksinlerin oluştuğu yemleri yiyen hayvanların özellikle sütü, yumurtası ve eti de insanlara ciddi zararlar veriyor. Oğuz “Hayvanların beslenmesinde özellikle son 10-15 yıldır bu konuda ciddi bir bilinçlenme var ve bu da sevindirici bir durum. Ancak bazen halkımız küflü ekmekleri ve lokanta artıklarını hayvanlarına yem olarak veriyor. Küfün zehri hayvana ve özellikle de sütlerine geçiyor. Bu ürünler sakat doğumlara yol açabiliyor.” şeklinde konuştu.

    Küfün gözle görülmeyen uzantıları olduğunu ifade eden Diyet ve Beslenme Uzmanı Nilgün Aydın, küflü bir gıdanın tamamen atılması gerektiğinin altını çizdi. Gıda Mühendisi Selçuk Biçer ise küfü kontrol altına almada temizliğin çok önemli olduğunu dile getirdi.

    Gıdaları küflenmeden nasıl koruyabilirsiniz?

    Küf bulaşmış gıdadan buzdolabına, bulaşık bezlerine veya diğer temizlik materyaline geçebilir. Buzdolabını ayda bir, 1 çorba kaşığı yemek sodası (sodyum bikarbonat) eklenmiş 1 litre su ile temizleyin. Temiz su ile durulayın. Lastik yüzeyler üzerinde görülen küflerde, 1 litre suya 3 çay kaşığı çamaşır suyu ekleyip küflere uygulayıp fırçalayın.

    Bulaşık bezleri, havlular, süngerler ve diğer temizlik malzemeleri temiz olmalıdır. Küf kokusu bu malzemelerin etrafa küf yaydığını göstermektedir. Temizleyemediğiniz veya yıkayamadığınız temizlik malzemesini kullanmayın.

    Gıdaları servis ederken muhtemel havadan bulaşma riskine karşı üstünün örtülü olmasına dikkat edin.

    Nemli kalması istenen taze kesilmiş sebze ve meyveler, salatalar plastik örtü ile kaplanmalıdır.

    Açılan ve çabuk bozulabilen konserve ürünleri saklama kaplarına koyarak hemen buzdolabına kaldırın.

    Çabuk bozulabilen gıdaları buzdolabı dışında 2 saatten fazla bulundurmayın.

    Artan yemekleri 3-4 gün içinde, küf gelişimine fırsat vermeden tüketin.

    Yiyeceklerin servise dek bekletilmesinde bekletme koşulları uygun değilse bakteri üremesi yönünden tehlike söz konusudur. Sıcak yemekler 1-2 saat içinde servis edilecekse üzeri kapalı tutulmalıdır. Soğutulması ya da ertesi gün servis edilmesi gereken yemekler sıcakken buzdolabına konulmamalıdır.

    Et, sebze ve unlu, hamurlu yiyecekler ayrı tezgahlarda, ayrı kesme tahtalarında ve ayrı araç-gereçler kullanılarak hazırlanmalıdır. Böylece çapraz bulaşmayı önleyebilirsiniz.

    Salçanın küflenmemesi için üzerine zeytinyağı dökebilirsiniz.

    Etiketler: , , , , ,

  • 02Mar

    Diş Beyazlatma

    Gülüşünüzde parlak, temiz ve bem beyaz dişlerinizin görünmesini her insan mutlaka ister. Fakat bunun için de bazı günlük uygulamanız gereken hususlar bulunmaktadır. Örneğin her gün dişlerinizi fırçalamanız gerekiyor. Aksi takdir de dişleriniz çürüyecek ve akşam saatlerinde ağrımaya başlayacaktır.

    diş beyazlatma

    diş beyazlatma

    Dişlerinizde ne kadar çürük olursa olsun bugünden itibaren dişlerinizi fırçalamaya başlayın. Her sabah dişlerinizi fırçalayarak öncelikle temiz ve sağlıklı kalmasını sağlayacaksınız. Dişlerinizi fırçalamanızdan dolayı kesinlikle ağrılar oluşmayacaktır. Bu nedenle diş ağrılarının oluşmaması için dişlerinizi temiz ve kendi kullandığınız diş fırçası ile fırçalayınız.

    Dişlerinizi beyazlatmak istiyorsanız bitkisel önerilerimizi uygulayınız. Örneğin diş fırçanızı ıslatmadan üzerine biraz karbonat dökün ve dişlerinizi fırçalamaya başlayın. Ardından dişlerinizi tekrar diş macunu ile yıkayınız. Her gün bu işlemi yaptığınız takdir de bir süre sonra harika beyaz dişlere sahip olmuş olacaksınız. Hem kendi sağlığınız açısından hem de çevrenizdeki insanlardan olumlu tepkiler almak adına ağız bakımına önem göstermelisiniz. Ayrıca nane yada gül yaprağı yiyerek ağzınızın temiz kokmasını sağlayabilirsiniz.

    Etiketler: , , ,

  • 02Mar

    Plastik Bardak Kullanımı Zararları

    Dünya üzerinde bir çok ülkede insanların ve çevrenin sağlığı açısından plastik ve köpük bardak kullanımı yerine kağıt bardak (tabak vb. ) kullanılmaktadır.

    Plastik bardak ve bu çeşit malzemeler belli bir sıcaklığa dayanıklı olduğu için bu sıcaklıktan fazlası(70-90 derece) maddelerin içindeki monomerlerin ayrılmasına ve kişi tarafından yutulmasına neden olur. Bu monomer madde ise insanlar için tehlikeli olan kanserojen maddeler içerir ve doğanın dışarıdan etki almadan yok etmesi olcukta uzun süreler alır.

    plastik bardak

    plastik bardaklar…


    Etiketler: , , , ,

  • 01Mar

    Sağlık Bakanlığı, dünyada ve Türkiye’de git gide artış gösteren şeker hastalığıyla mücadele için “Türkiye Diyabet Kontrol Programı”nı hayata geçirecek.

    Sağlık Bakanlığının bu hastalığa karşı izleyeceği stratejiyi belirleyecek programın hazırlanmasına katkıda bulunan uzmanlardan biri olan AK Parti Adana Milletvekili, Sağlık Bakanlığı eski Müsteşarı, endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Necdet Ünüvar, diyabetin ülkedeki seyri konusunda çarpıcı tespitlerde bulundu.

    Diyabetin, gerek tedavi, gerekse komplikasyonları açısından ülke ekonomilerini olumsuz etkileyen hastalıklardan biri olduğunu kaydeden Ünüvar, “Eğer 15-20 yıl önce ’diyabet görülme oranında ve komplikasyonlarında büyük bir artış yaşanıyor’ tespitinde bulunsaydım, bu tespit bugün hala geçerliliğini koruyor olurdu. Çünkü bu hastalık tüm toplumları git gide daha fazla etkiliyor” diye konuştu.

    Özellikle sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşamın bir sonucu olan obeziteden kaynaklanan tip-2 diyabetin görülme sıklığında artış olduğunu vurgulayan Ünüvar, şunlara dikkati çekti.

    “Ülkemizde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 30 milyar TL’lik sağlık harcamalarının yüzde 10’unu diyabet ve komplikasyonları için harcanan tedavi ve ilaç giderleri oluşturuyor. Bu da yaklaşık 3 milyar TL’ye tekabül ediyor. Bu, bütçeye ağır bir yük getiriyor. Bu nedenle her ülke diyabete karşı bir eylem planı hazırlıyor. Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı, koruyucu sağlık hizmetlerini geliştirirken bu tür kronik hastalıkların önlenmesine yönelik çalışma yürütüyor. Kronik hastalıkların önlenmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinden daha zahmetli bir iş. Çünkü belirli bir konuda toplumda davranış değişikliği oluşturmak gerekiyor. Bu nedenle eylem planı hazırlanması ve buna göre hareket edilmesi önem taşıyor. Diyabetin önlenmesi için de bu bağlamda ciddi bir strateji gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığı, SGK, belediyeler, üniversiteler bu stratejinin birer parçası olmalıdır.”.

    Bu tarafların Sağlık Bakanlığı’nca düzenlenen Türkiye Diyabet Kontrol Programı Çalıştayı’nda bir araya geldiğini bildiren Ünüvar, yürütülecek çalışmaların ardından mayıs-haziran gibi bir eylem planının ortaya çıkacağını söyledi.

    Genetik nedenlere bağlı diyabetin engellenmesinin mümkün olmadığını, ancak çevresel faktörlerden kaynaklanan tip-2 diyabetin önlenebileceğini belirten Ünüvar, buna yönelik izlenecek stratejinin özellikle obeziteyi hedef alması gereğine dikkati çekti.

    Bu noktada fiziksel aktiviteyi teşvik edici önlemlerin hayata geçirilmesinin büyük önem taşıdığını anlatan Ünüvar, sözlerini şöyle sürdürdü.

    “Sigara içenler başkalarının sağlığını da tehlikeye attıkları için tütün yasağı daha kolay uygulanabiliyor. Ancak sağlıksız beslenme ile ilişkili obezitede kişinin kendi sağlığı söz konusu olduğu için, ’İstediğimi yerim, kime ne’ anlayışıyla bununla ilgili kuralları uygulamada zorlanıyor. Bu konuda bir anlayış ve davranış değişikliği geliştirmek çok önemli. Anne ve babanın her ikisi de obezse çocuklarının yüzde 80, sadece biri obezse yüzde 50 obez olma ihtimali var. Her ikisi de obez değilse bu oran yüzde 9’a düşüyor.”

    “SPOR YAŞAM ŞEKLİ HALİNE GELMELİ”

    Sportif faaliyetlerin sadece zayıflama amacına yönelik olmadığını, fazla kilonun hipertansiyon, kanser, karaciğerde yağlanma riskini artırdığını ve uyku düzenini bozduğunu kaydeden Ünüvar, “Dolayısıyla çocuklar ve gençler fiziksel yönden aktif olmalı, sporu bir yaşam şekli haline getirmelidir” dedi.

    Doğru beslenme alışkanlığının da çocuk yaşlardan itibaren kazandırılması gereğine işaret eden Ünüvar, “30 yaşına kadar kemik yapımı yıkımın önüne geçer. 30 yaşından sonra ise bu sistem tersine döner. Osteoporozdan korunmak için süt ve süt ürünleri çocukluktan itibaren yeterli miktarda tüketilmelidir” uyarısını dile getirdi.

    Asitli içeceklerin obezite riskini yüzde 60 artırdığına da dikkati çeken Ünüvar, fast-food tarzı beslenmenin vücuda büyük zarar verdiğini söyledi.

    Doyma refleksinin beyin tarafından 20 dakika sonra algılandığını, ayak üstü atıştırılan besinler doyma refleksini geç harekete geçirdiği için obeziteye yol açtığını anlatan Ünüvar, “İnternet ve televizyon da abur cubur yemeyi teşvik ediyor. Hafta sonlarında kiloların yüzde 25’i bu şekilde alınıyor. Günde bir saatten daha az televizyon izleyenlerde obezite riskinin daha az olduğu saptanmış durumda” şeklinde konuştu.

    SAĞLIK BAKANLIĞININ EYLEM PLANI

    “Türkiye Diyabet Kontrol Programı”, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde, Sağlıkta Dönüşüm ve Sosyal Güvenlik Reformu Projesi kapsamında hayata geçirilecek.

    Bu çerçevede, diyabet ve komplikasyonları ile mücadele stratejisi ve eylem planlarının geliştirilmesi amacıyla Türkiye Diyabet Kontrol Programı Çalıştayı düzenlendi.

    Çalıştayda, ülkenin değişen demografik ve sosyo-ekonomik özellikleri ile değişen yaşam tarzları paralelinde, bulaşıcı olmayan (kronik) hastalıklar ve obezite, fiziksel açıdan hareketsizlik, tütün ürünleri kullanımı gibi risk faktörlerinin sıklığının arttığına işaret edilerek, sağlık gündeminin bulaşıcı ve aşı ile önlenebilir hastalıklardan bulaşıcı olmayan hastalıklar ve komplikasyonlarına doğru yöneldiği dile getirildi.

    Çalıştay çıktıları 9 Martta düzenlenecek Türkiye Diyabet Kontrol Programı Gözden Geçirme Toplantısında değerlendirilerek nihai rapor hazırlanacak.

    Etiketler: , , , ,

  • 15Şub

    Türk Eczacıları Birliği TEB 2005 Ocak-2009 Ekim döneminde Türkiyede toplam 1 milyar 16 milyon 223 bin 439 kutu antibiyotik kullanıldığını ve bunun için 7 milyar 584 milyon 338 bin 598 TL harcandığını bildirdi.
    Özel Türkiye’de antibiyotik kullanımının Avrupa ülkelerine oranla oldukça fazla olduğunu belirterek Ancak bu antibiyotik reçeteleme alışkanlıklarının ötesinde az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülke hastalığı olan enfeksiyon hastalıklarına daha sık yakalandığımızı göstermektedir dedi.

    Temiz suya ulaşma, sağlıklı konutlarda yaşama, yeterli ve dengeli beslenme gibi temel sağlık göstergelerinin gelişmişlik düzeyinin altında olmasının hastalığa yakalanmada önemli bir dezavantaj olduğunu vurgulayan Özel, bilinçli ilaç kullanılması ve bu konuda halkın bilinçli davranması gerektiğini söyledi.

    Özel eczacıların özellikle kırsal kesimlerde vatandaşlarla doğrudan ve yüz yüze bir iletişim içerisinde olduğunu ve danışmanlık görevi yaptıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

    Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonu idrar yolu enfeksiyonu gibi kendi kendine tedavi alışkanlığı olan durumlarda hastanın doktordan ya da eczacıdan beklentisi en az bir antibiyotik önerilmesidir.

    Hekimler baskı altında

    Hekimlerin antibiyotik yazma kararında, hastaların antibiyotik reçetelendirmesinden beklentisinin ve baskısının önemli bir rol oynadığı ve hekimlerin hastaları ile aralarındaki ilişkiyi bozmamak adına zaman zaman gereksiz yere antibiyotik yazabildiklerini göstermektedir. Aynı durum antibiyotiklerin elden, reçetesiz alınabilmesi nedeniyle eczacılar için de geçerli olabilmektedir. Dünyada ve ülkemizde de olması gereken temel yaklaşım, antibiyotikleri hekimin reçetelemesi, eczacının vermesidir.

    5 milyar dolarlık satış

    TEB Genel Sekreteri Özel, Türkiye’de antibiyotik kullanımının birçok Avrupa ülkesinden fazla olduğunu ve son 5 yıl içerisindeki verilere göre en çok sefalosporin grubu, amoksisilin-klavulonik asit kombinasyonu ile geniş spektrumlu antibiyotik gruplarının satıldığını söyledi.

    Antibiyotiklerin en çok Alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmak üzere alındığını belirten Özel, Türkiye’de son 5 yıla bakıldığında antibiyotik kullanımında belirgin bir değişiklik olmadığını kaydetti. Özel, şu bilgileri verdi:

    “2005’te 211 milyon 133 bin 730, 2006’da 210 milyon 292 bin 509, 2007’de 211 milyon 950 bin 45, 2008’de 210 milyon 585 ve Ocak-Ekim 2009 tarihleri arasında 172 milyon 846 bin 620 kutu olmak üzere toplam 1 milyar 16 milyon 223 bin 439 kutu antibiyotik kullanıldı.

    İlaçların maliyeti, 2005’te 1 milyar 533 milyon 106 bin 934, 2006’da 1 milyar 481 milyon 916 bin 373, 2007’de 1 milyar 548 milyon 392 bin 643, 2008’de 1 milyar 556 milyon 488 bin 692 ve Ocak-Ekim 2009’da 1 milyar 464 milyon 433 bin 956 TL olmak üzere toplam 7 milyar 584 milyon 338 bin 598 TL tutmuştur. Satışlara Dolar bazında bakıldığında ise toplam satış 5 milyar 500 milyon 109 bin 442 dolardır.

    Etiketler: , , , , , ,

  • 15Şub

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), “2009 Küresel Tütün Salgını Raporu”nda Türkiye’de 13-15 yaş arasındaki nüfusun yüzde 6.9′unun sigara, yüzde 8.4′ünün ise tütün ürünleri kullandığı açıklandı.
    Tütün kullanımının yaygınlığına ve tütün kontrol önlemlerinin etkisine ilişkin küresel ve ülkelere ait rakamların yer aldığı raporda, pasif içiciliğe maruziyet üzerinde hassasiyetle duruluyor.

    Raporda, bu durumun dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 bin zamansız ölüme, çok sayıda insanın sakatlayıcı ve iz bırakan hastalıklara yakalanmasına ve 10 milyarlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığına dikkat çekiliyor.

    YÜZDE 94 KORUNAMIYOR

    Rapora göre, geçen yıl kapsamlı tütün kontrolü yasalarıyla korunan dünya nüfusunda, kayda değer bir artış meydana gelmiş olmakla birlikte insanların yüzde 94′ünden fazlası henüz benzer yasalarla korunamıyor.

    2008 yılında kapsamlı ulusal tütün kontrolü uygulayan İngiltere, İrlanda, Uruguay Meksika, Bermuda ve Yeni Zelanda arasında sayılan Türkiye’de, 13-15 yaş arasındaki nüfusun yüzde 15.3′ü sigara ve tütün ürünleri kullanıyor. Bu yaş arası kızların yüzde 3.5′i sigara, 4.4′ü tütün, erkeklerin ise 9.4′ü sigara, 11.1′i tütün içiyor.

    Rapora göre 18 yaş üstündekilerde sigara kullanma oranı yüzde 33.4 olan Türkiye’de, bu yaş grubundaki erkeklerin yüzde 50.6’sı, kadınların ise yüzde 16.6’sı sigara içiyor. Raporda Türkiye’de bireylerin sigara dumanından pasif etkileniminin önlenmesine ilişkin bilgiler de bulunuyor.

    Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

  • 24Ara

    Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muşturay Karçaaltıncaba ABD de Yapılan Son Kongrede Dirsekten Toplardamara İlaç Verilerek Gerçekleştirilen kansız Anjiyo Nun Süresini Bir Saniyenin Altına Radyasyon Dozunu İse 10′da 1 Oranında Düşüren Yeni Bir Yöntem Açıklandığını Bildirdi.

    Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muşturay Karçaaltıncaba ABDde yapılan son kongrede dirsekten toplardamara ilaç verilerek gerçekleştirilen kansız anjiyo nun süresini bir saniyenin altına radyasyon dozunu ise 10’da 1 oranında düşüren yeni bir yöntem açıklandığını bildirdi.
    Yöntemin tüm dünyada 2000 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde ise 2003den beri uygulandığını anlatan Karçaaltıncaba bölümde yılda ortalama iki bin altı yılda ise toplam 10 bin hastaya kansız anjiyo yaptıklarını söyledi. Karçaaltıncaba Dünyada bu alanda en fazla tecrübeye sahip merkezlerden biriyiz dedi.

    Yaygın yöntemde hastanın kasığından atardamarına kateter yerleştirildiği için buna bağlı kanama riski ortaya çıkabildiğini hastaların en fazla çekindiği hususlardan birinin de bu olduğunu kaydeden Karçaaltıncaba dirsekten toplardamara ilaç verilerek yapılan kansız anjiyo da ise kanama riski olmadığını kaydetti.

    Etiketler: , , , , ,

  • 24Ara

    Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Burak Kaan Seyrekbasan SGK nın eczanelerle sözleşmeyi feshetmesinin vatandaşın ciddi sağlık sorunları yaşamasına neden olacağını belirtti.
    Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Burak Kaan Seyrekbasan Örneğin kanserli bir hasta normalde hiç para vermeden aldığı Taxol isimli ilaca cebinden 520 lira ödeyecek. Devletten sadece 481 lira geri alabilecek. Oysa sözleşme varken vatandaş bu ilaca para ödemiyordu dedi.

    Seyrekbasan 16 Ocaktan sonra eczaneye gelen hastanın reçete tutarının tümünü ödeyerek ilaçlarını almak zorunda kalacağını söyledi. Seyrekbasan Ankara Hürriyete şu açıklamayı yaptı

    Vatandaşın parası çok geç ödenecek

    Kişi ödediği tutar karşılığında eczaneden aldığı faturayı kuruma verecek ve tutarı kurumdan talep edecek. Karışık üstelik uzun sürecek bir kontrol ve bir takım kesintilerden sonra kalan tutar hastaya ödenecek. Bu kesintiler kamu kurum iskontosu ilaç katılım payı ilaç fiyat farkı muayene katılım payıdır. İş bununla da bitmeyecek. Geri ödemede doktorun yazmış olduğu reçetenin mevzuata uygunluğu raporlu reçete ise raporun süresi ve mevzuata uygunluğu kontrol edilecek hastanın bitmemiş ilaç sorgusu yapılacak eksikler varsa reçete hastaya iade edilecek gerekli düzeltmeler gerçekleştikten sonra geri ödeme yapılacak.

    25 lira ödeyip 5 lira geri alacak

    Örneğin mide ilacı alacak olan vatandaş Lansor isimli ilaca cebinden 25.50 TL ödeyecek. Kurumdan geri alacağı para ise sadece 6.41 TL olacak.

    Etiketler: , , , , , , ,

  • 24Ara

    İngiliz bilim insanları kök hücre tedavisinde geliştirdikleri yeni bir yöntemle hastalık veya yaralanma dolayısıyla tek gözünü kaybedenlerin yeniden görmesini sağladı.
    Yeni teknik hastaların sağlam gözünde kök hücrelerin oluşturulup bunların daha sonra görmeyen hasarlı göze nakledilmesini içeriyor. Bu işlem şu ana kadar sadece tek gözünü kaybeden kişiler için gerçekleştirildi. Fakat her iki gözü de hasar gören hastalar için de denemeler yapılıyor. Yeni yöntemle iyileştirilen hastalardan Russell Turnbull 15 yıl önce amonyaklı bir saldırıda tek gözünü kaybetmiş. Newcastle Üniversitesi Kök Hücre Enstitü-sü’nde denek olmayı kabul eden Russell’in sağlam gözünde yetiştirilen kök hücreler hasarlı gözüne transfer edilmiş. Russell birkaç hafta içinde görüşünü geri kazanmış. 2

    Etiketler: , , , , , ,

  • 18Ara

    Botox 1980’den beri Strabismus (şaşılık) ve blepharospasm tedavisinde kullanılıyor. Kozmetik kullanımı Doktor Carruthers tarafından 1989’da başlandı.

    Botox en çok iki kaş arasındaki, göz kenarlarındaki ve alın bölgesindeki kırışıklıkları yok etmek için kullanılıyor. Daha az olarak, boyun kırışıklıklarının, çenedeki belirgin çizgilerin ve dudak üzerindeki kırışıklıkların yok edilmesi için kullanılıyor. Yüz asimetrisinde de tatbik ediliyor.

    Botox kozmetik kullanımı dışında uzun süren baş ağrılarının tedavisinde uygulanıyor.
    Aşırı allerjik kişilerde; özellikle insane proteinlerine ve tuzla suya allerjisi olanlara botox kullanılmamalı. Ayrıca kas ve nörolojik hastalığı mevcut kişilere ve hamile kadınlara da uygulanmamalı.

    Botox çok küçük iğnesi olan insülin iğnesi ile daha önceden tespit edilmiş anatomic noktalara local anestetik pomad uygulandıktan sonra yapılıyor. İşlemden hemen sonra buz tatbik ediliyor ve hastaların enjeksiyon yapılan bölgelere masaj yapmamaları gerekiyor. Ağrı hemen hemen hiç hissedilmiyor.

    Botox’un ilk etkisi uygulamadan 2-3 gün sonra görülmeye başlıyor. Bir iki hafta sonra ise maximum etkisine ulaşıyor. Etki 3 ile 6 ay arasında sürüyor. Bazı hastalarda 12 aya kadar uzayan etkisi görüldü. 3 ile 6 ay’da bir enjeksiyon tekrarlanabiliyor. Komplikasyon hiç görülmüyor.

    Yanlış anatomik yerlere enjeksiyon yapılırsa istenmeyen etkiler görülebiliyor ancak ilacın etkisi sona erince istenmeyen etkiler kayboluyor.

    Tags: sohbet, sohbet chat, chat sohbet, sohbet odaları, chat odaları, sohbet kanalları, lider sohbet, sohpet, chat adresi, gerçek sohbet, bedava sohbet, kameralı sohbet, sohbet et,çet,chat sitelerimiz

    Etiketler: , , , , , , ,

« Önceki Sayfa   

Son Yorumlar

  • güzel bilgiler...
  • ezel izliyen sayisi artti bununda okuyanlar articakdir)...

chat sayfalari | mirc | Chat | Sohbet | chat | sohbet | Chat |