• 30Eki

    Keçecizade Fuad Paşa; ileri görüşlü ve yenilikçi birisiydi. Onun yaptığı bazı işler kimilerince
    beğenilmezdi. Bu yüzden hasımları onu sık sık eleştiri yağmuruna tutarlar, hakkında ileri geri
    konuşurlardı. İstanbul sokaklarını bir ara yer yer kaldırımlarla süslemesi de ayrıca hakkında
    dedikoduların çıkmasına neden oldu. Bir gün devletin ileri gelenlerinden biri ona:
    “Bu kaldırımlar neyle yapıldı?” diye sordu.
    Fuat Paşa’nın cevabı şöyle oldu:
    “Bize atılan taşlardan yapıldı.”

    Etiketler: , , , ,

  • 30Eki

    Yavuz Sultan Selim Han, Mısır ı fethettiğinde bir süre orada kalır.
    İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir.
    Bu sırada bir çadırda kalıyor.
    Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz
    Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip
    yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor.
    Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim
    Hanı görür ve Ona âşık olur.
    Lâkin umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin,
    diğer tarafta basit bir cariye..
    Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da
    kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir.
    Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve kararsız hale getirir.
    Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer
    yandan aradaki devâsâ farkın kendini engellemesi arasında bocalayan
    cariye Halifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından,
    yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Ve üç kelimelik bir not yazarak
    Halife hazretlerinin yatağına bırakır.
    Notta sadece üç kelime yazılıdır:
    Derdi olan neylesin?
    Akşam çadırına gelip de yatağının üzerinde küçük bir kağıt parçası bulan
    Yavuz Sultan Selim Han, kağıdı okuyunca bu notu yazanın, çadırını
    süpüren cariye olduğunu anlar. Ve kâğıdın arkasına cevabını yazar:
    Derdi neyse söylesin.
    Kâğıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Bir müddet sonra Cariye
    temizlik için çadıra geldiğinde ilk iş olarak kâğıdı arar. Kâğıdı
    bıraktığı yerde duruyor bulur. Kaparcasına kâğıdı alıp okuduğunda
    heyecanı bir kat daha artar. Halifenin cevabından cesaretlenen cariye,
    kâğıdı çevirip dünkü notunun altına şu cümleyi ekler:
    Korkuyorsa neylesin?
    Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevabı yazar:
    Hiç korkmasın söylesin.
    Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir: Aşkını bu akşam
    halifeye söyleyecek. Ne olacaksa olsun artık. Ve o gün temizliği
    bitirdiği halde gitmeyip Halifeyi beklemeye başlar. Yavuz Sultan Selim
    Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler bulur. Cariye,
    Halifeyi görünce hemen ayağa kalkıp temenna durur.
    Yavuz Selim Han
    ”Buyurunuz, sizi dinliyorum” deyince, cariye tüm cesaretini toplamaya
    çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için elleriyle dirseklerini
    tutarak kollarını kavuşturur.
    Heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuştur.
    Kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahcup bir sesle:
    ”Efendim” der. ”Cariyeniz, Size…” ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalır…..
    Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim
    eden cariyenin, bu tertemiz aşkı karşısında Koca Halife gözyaşlarını
    silerek etrafındakilere şöyle der:
    Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve o yolda ölür.

    Etiketler: , , , ,

  • 30Eki

    AKŞAM YEMEĞİ

    Yahya Kemâl, dostlarından birine:
    -Bu akşam benimle yemek yer misin? Diye sorunca, arkadaşı:
    -Hay hay! der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!
    Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:
    -İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.


    ÇIKMAYAN MANA

    Mehmet Akif, Baytar Mektebi’nde müdür yardımcısı olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi’yi arayarak, yazıda ne demek istediğini sorar.
    Salih Efendi, “Yazıyı iki türlü anlam çıksın diye böyle yazdık efendim!” cevabını verince, Mehmet Akif dayanamaz ve:
    -Hayret doğrusu, der. Biz bir anlam bile çıkartamadık da…..


    HAKLI ÖLÜM

    Sokrates ölüme mahkum edildiğinde, eşi ağlayama başlar. Sokrates eşine neden ağladığını sorar. Eşi:
    -Haksız yere ölüme götürülüyorsunuz, onun için ağlıyorum.” der.
    Sokrates gayet sakin cevap verir:
    -Haklı yere götürülseydim daha mı iyiydi?

    SUSTURUCU TEDAVİ

    Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmet Akif’i küçük düşürmeye çalışıp:
    “Mehmet Bey Siz baytardınız, değil mi?” demiş.
    Mehmet Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
    “Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?”


    SIR SAKLAMAK

    Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selâmeti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
    “Sen sır saklamasını bilir misin?” diye sormuş.
    Vezir, Yavuz’dan cevap alacağı ümidiyle:
    “Evet hünkarım, bilirim.” dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
    “Ben de bilirim…”

    SOKRAT VE BİLEYTAŞI

    Öğrencilerinden birisi biri Sokrat’a sormuş:
    -Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun?
    Sokrat:
    -Evlat, bileytaşı keskin değildir; ama en sert demiri bile keskin eder…

    AKİF’İN CEVABI

    Bir Fransız yazar, Mehmet Akif’e:
    -Kadınlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu?diye sorduğunda Akif:
    -Daha önceleri öyleydi,karşılığını vermiş. Fakat şimdi dışarı çıkarttık ve bir türlü içeri sokamıyoruz.

    İSTANBUL SEVGİSİYahya Kemal’a “Ankara’nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz” diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
    -İstanbul’a dönüşünü.

    ÇINAR AĞACI

    Öğrenci;
    -Hocam,diye sormuş.İnsan,maymunun gelişmiş şeklidir”diyorlar.Ne dersiniz? Seyid Ahmet Arvasi cevap vermiş.
    -O mantığa göre çınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.

    BEN ÇEKİLİRİM!

    Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yasayış ve felsefesiyle ünlü
    filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka
    hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara
    çekilmedikçe geçmek mümkün değildir… Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: “Ben bir
    serserinin önünden kenara çekilmem” der. Diyojen, kenara çekilerek gayet
    sakin su karşılığı verir:
    - Ben çekilirim!


    SADECE ŞEMSİYE YAPIN

    Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için
    Shakespeare’e gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabi şu olur:
    - Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın..


    GALİLE VE KULAKLARI

    Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile’ ye hasımlarından biri:
    - Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
    Galile:
    - Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama,
    seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi?


    BİZ DE ONLARA YAKLAŞIYORUZ

    Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken,
    keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
    - 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
    Alparslan hiç önemsemeyerek söyle der:
    - Biz de onlara yaklaşıyoruz.

    NE ALIRSINIZ?

    Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır.
    Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
    -Buyrun beyim ne alırsınız?
    Yahya Kemal tebessümle:
    -Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.

    DÜŞMANININ CANI

    Şair Nef’ i bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine:
    -Merhaba canım! demiş.
    Nef’i durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış:
    -Derhal çıkıyorum.

    GÖNÜLSÜZ GÖNÜL

    Abdülhak Hâmid’ in evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamid’ e döner ve:
    -Efendim, gönül kocamaz! der.
    Hamid cevap verir:
    -Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.

    FİKİR YAKALAMAK
    Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim’e:
    -Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:
    -Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır?


    DÜNYANIN YÜZÜ

    Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyrani’ ye:
    -Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
    -Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyaya da bakılacak surat kalmadı.

    BRAVO

    Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugo’ ya okuduktan sonra:
    -Üstad, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz?
    Victor Hugo:
    -Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo doğrusu.

    UYKU KARDEŞLİĞİ

    Mevlana Hazretleri, talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler. Yanındaki talebesi:
    -Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa. Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir:
    -Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

    BÖYLE KORUNUR

    Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder. Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
    -Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!


    PEDER NE DER KADER NE DER!

    Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:
    -Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz, diye çıkışır. Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:
    -Peder ne der, kader ne der.

    MÜŞERREF OLDUM

    Behçet Kemal Çağlar, kontrol ettirmek için kendisine bir şiir getiren gence sorar:
    -Bunu siz mi yazdınız?
    Genç göğsünü kabartarak cevap verir:
    -Evet efendim, tamamını ben yazdım!
    Behçet Kemal:
    - Oooo! Müşerref oldum Tevfik Fikret Bey, halbuki sizi çoktan öldü zannediyordum!

    BEKLİYORDUM

    Filozof Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates’e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiçbir tepki göstermiyor, bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.Sokrates:
    -Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum, demiş.

    BİLMİYORSUN

    Birgün Anna Masala’ya bir genç kız : Sen hep Itrî’den bahsediyorsun. Bu Itrî bitti. Ben Mozart’ı severim, der.
    Anna Masala cevap verir:
    -Çok afedersin, bence sen Itrî’yi bilmiyorsun. Fakat Mozart’ı da anlamıyorsun.

    Etiketler: , , ,

  • 04Eki

    Birgün üstad vapurda şiir yazıyormuş, bir genç üstadımıza hal hatır etmek istemiş.
    Üstad ona kızarak:
    Sen bilmezmisin şiir tenhayı sever, demiş……………………………..

    Etiketler: , , , , , , , , ,

  • 28Eyl

    Üstad her zamanki gibi odasında günlük makalelerinden birini yazıyormuş

    Yanına bir talebesi gelmiş ve bir rüyasını anlatmaya başlamış;

    Üstadım rüyamda bütün otlar Allah’a(c.c) secde ediyordu ama tütün etmiyordu.

    Üstad talebesine bakmış ve demişki ;

    O zaman getirin o kafiri yakalım…

    Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

  • 27Eyl

    Efendi sonar:
    - Oğlum! Sobanın içine attığın kâğıtlar nasıl kâğıtlardı.İnşallah, masada duran hesap pusulalarını ateşe
    atmamışındır?
    - Merak etmeyin. Hiç ben beyaz kâğıtlara dokunur muyum? Hepsi yazılıydı.

    Etiketler: , , , , , , , , , ,

  • 27Eyl

    Bir mecliste adamın biri, gezdiği memleketlerin çokluğuyla
    övünmeye başlar. Kendisine :
    “0 halde coğrafyayı iyi biliyorsun sen” dedikleri zaman şu cevabı verir:
    Oraya henüz gitmedim, ama yaklaştım! :)

    Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

  • 06Eyl

    Ahmak bir adamın eline ” Kıyafet ilmi ” ne dair bir kitap geçer. Okurken şöyle bir yazı görür:
    “Bir adamın başı küçük, sakalıyla boyu uzun olursa aklı az olur.”
    Meğer herifin de (kitabın tarif ettiği gibi) başı küçük, sakalıyla boyu uzundur, kendisini bu tarifin dışına çıkarmak ister. Ne yapması gerektiğini düşünür. Başını büyültmenin imkanı olmadığı gibi, boyunu kısaltması da mümkün değildir.
    “Bari sakalımı olsun küçülteyim” diyerek şamdanı eline alır. Bir eliyle de sakalının yarısını tuttuktan sonra ikinci yarısını mumun alevine yaklaştırır. Birazı yanıp da sıcaklık parmaklarının uçlarına dokununca elini çeker. Yüzü cascavlak kalır. Bunun üzerine hokkayı kalemi eline alarak kitabın kenarına şundan yazar:
    “Bunun gerçek olduğu üzerimde yaptığım deneyle anlaşılmıştır. Dolayısıyla ben de tasdik ederim!”

    Etiketler: , , , , ,

  • 06Eyl

    Bir adamın binlerce ağacı, yüzlerce hayvanı ve bir tane de çocuğu olsa, bu zat âğaçlarının ve hayvanlarının tamamını istediği anda kesebileceği ve hiçbir ceza görmeyeceği halde, çocuğunun bir parmağını dahi kesemez. İşte insanın kıymetine bu misalle bir derece bakabilirsiniz. 

    Etiketler: , , , , ,

  • 26Ağu

    Okunacak en büyük kitap insandır.
    Hacı Bektaş Veli…

    Etiketler: , , , , , , , , ,

« Önceki Sayfa   

Son Yorumlar

  • güzel bilgiler...
  • ezel izliyen sayisi artti bununda okuyanlar articakdir)...

chat sayfalari | mirc | Chat | Sohbet | chat | sohbet | Chat |