• 29Eki

    Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim.
    Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde… Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği…

    Etiketler: , , , , , , , ,

  • 29Eki

    Bugün erken kalktım aşkım. Yine seni bekledim köşe başındaki kafe’mizde. Hani her zaman çağırırdık birbirimizi oraya. Sen “bir bardak çay içelim” derdin. Bense sadece konuşmak. Hiç olmadı di mi? Hep başkaları da gelmek isterdi, onlar oklunca ya ben itiraz ederdim ya sen… sen olmayınca ben zaten gidemezdim. Ben gitmeyince sen de gitmezdin ama. Kırılırdın sanki, arkanı dönüp eve giderdin. O zaman ben de kendime kızardım. Keşke gitseydim derdim. Ama içten içe sevinirdim de. O da seviyor derdim. O da seviyor…
    Hatırladın mı sadece bir kere gidebildik oraya. Yalnız değildik ama olsun. Yanımda sen vardın ya, cümle alem gelse umurumda olmazdı. Senin istediğin oldu. Bir bardak çay içmiştik. Sadece bir bardak, en fazla 20 yudum…
    Bugün yine oradaydım işte bir tanem. Girişin biraz ilerisinde seni bekledim. Karşılaştığımız ve vedalaştığımız tek yer. Belki de bu şehirde en çok sevdiğim, geçerken her adımda seni görür gibi olduğum, havası adeta sen kokan o köşe başı ve 15 adımlık kaldırım…
    Ben seni düşünürken karanlık çöktü. Umut hüzne dönüştü. O an içimden kalbimi burada bırakmak geçti. Ruhum zaten hep orada. Seni tekrar tekrar yaşayabilmek için terk etti beni burada bekliyor. Kararımı verdim kalbimi ruhuma emanet ettim… her zamanki gibi son kez arkama baktım ve eve doğru ilerlemeye başladım. Ama kalbim olmadan dayanamıyordum. Yapacak tek bir şey vardı. Yerden bir taş alıp boş kalan kalbimin yerine koydum. Artık hem ruhsuzdum, hem de taş kalpli…

    Etiketler: , , , , ,

  • 28Eyl

    Uzun zaman önceydi
    Sen pamuk helva kadar pembe
    Ben bir fidan kadar tazeydim
    Feleğin çemberinden geçmeden önce…

    Veda edip gittiğin
    O fırtınalı günü hatırlıyor musun?
    Yağmur farkında olmadan
    Bir balkonda yan yana asılı duran
    İçi boş elbiselerimizi ıslatmıştı
    O kadar gerçekti ki duruşları
    Aldanmaması imkânsızdı

    Gecenin ayazını yırtan martı sesiyle
    Kendime geldim bir anda…
    Yıldızlara tembih ettim yine
    Ücra bir semte saklanmış bir hastanede
    Tek kanat camın yanındaki yatağımda
    Sana şiirler yazdığımı söylemesinler
    Halimi sana anlatmasınlar istedim

    Ağustosu devirdi bu sene de ömür…
    Eylül kim bilir ne getirir neler götürür?
    Doktor hemşireye söylerken duydum;
    Gönlünü hoş tutun, diyordu.
    Oh ne âlâ… Ne âlâ…
    Hâlbuki bilmiyor beyaz önlüklüler
    Sevdayı tanıdığımdan beri
    Ben zaten bir hoşum…
    Olmasan da yanımda
    Ben sevginle sarhoşum…

    Biliyor musun can suyum,
    Bu beyaz önlüklüler sevgiyi bilmiyor,
    Sevdayla hiç karşılaşmamışlar?
    Kaşlar hep çatık, eller hep yumruk…
    Nereden biliyorsun diye sorma bana

    Her ne kadar zorlanmış olsak da
    Biz feleğin ateş çemberinden geçmişiz gülüm

    Sorun şu ki…

    Girdiğimiz çemberden çıkamamış
    Girdabında seyrelttiğimiz acılarımızla
    Gözümüzde dinmeyen sıcacık yaşlarımızla
    Bu ateşi yorgan etmişiz üstümüze…

    Soğuk yalnızlık mevsiminde
    Sensizlikten üşümeyelim diye

    Etiketler: , , , , , , , ,

  • 30Ağu

    Mevlana derki: Ask geldi, damarimda, derimde kankesildi: beni kendimden aldi, sevgiliyle doldurdu.Bedenimin her yanini sevgili kapladi. Benden kalan yalniz bir ad, ondan ötesi hep o…Ugrunda bir omur bagislanan,yanip yakilan bu essiz sevgili Allah`tir. Allaha karsi asiri sevginin kemale erisi, asigin askta yok olusudur. Gercek ilhama mazhar olmus, gercek yoklugu zevk edinmislerin en buyuk arzusu “ilahi-vuslattir”. Mevlana bu yolun coskun asigidir, asktan dogmus, askla yogrulmustur.” Bizim peygamberimizin yolu ask yoludur, biz ask cocuklariyiz;ask bizim anamizdir” der ve diriligin hakiki askta yok olmakla mumkun olabilecegini soyler; ” Asksiz olmaki ölu olmayasin,askta ölki diri kalasin” Mevlananin aski, ömrunun 3 merhalesinde olgunlasmis,bir ömur bu ugurda harcanmistir. Mevlana bunu soyle dile getirir “hamdim, pistim, yandim”. Mevlanaya göre gercek asiga asktan baskasi haramdir. ” Aslolan sevmektir, insanin mayasinda bu duyguyu aritmali, ayiklamalidir.Bedenimiz bir kovan gibidir bu kovanin bali ve mumuda ilahi ASKTIR” Mevlananin siirlerindeki bag, gül ve bülbül, hepside birer semboldur, asil maksat Allah`tir. Mevlana derki:” Basimi koydugum heryerde secde ettigim O`dur.Alti yonde ve alti cihet disinda Mabud O`dur. Bag, gül,sema ve sevgili…Hepsi bahane, maksat daima O`dur.Iste Mevlanadaki ask ve sevgili…Cünku o herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar cesetve kalip itibariyle cok, fakat maya ve ruh bakimindan tekti.Bir rubaisinde:

    ” GEL, GEL,YINE GEL, YINE GEL…HER KIM OLURSAN OL,YINE GEL…ISTER KAFIR OL ISTER MECUSI, ISTERPUTPEREST. ISTER YÜZ KERE BOZMUS OL TÖVBENI…” diyor ve ilave ediyordu”UMUTSUZLUK KAPISI DEGIL BU KAPI.NASILSAN ÖYLE GEL..

    “Bütun bir insanligi cagiriyor, aydinlik, nurlu kapisinda, onlara gercek yolu, Hak yolu gosteriyordu.Bu cagriya uyanlar, onun etrafinda kümelesiyor, hidayet yolunu seciyorlardi(bilgini, cahili,fakiri, zengini vs)Bu ilahi bir cagriydi- Konya gönuller yurdu, asiklar kabesi olmustu. Nitekim, bu cagri Mevlana devrindede, Mevlanadan sornada gönullerde aksini bulmus, onun mübarek turbesi, onnu sevenlerin bir siginagi, ziyaretgahi olmustu.Artik simdi Mevlana cagiriliyordu,ve biz ona söyle sesleniyorduk artik;

    ” Gel, gel, yine gel, yinede…Ey Gönuller Sultani, Ey

    Koca Pir, Mevlana gel!

    ” Ey yillari yillara ulayip asan,

    Ey nesillerden, nesillere ulasan…

    Doyumsuz sevgine doymuyor insan

    ” Bir kere degil asla, bin kerre

    Yinede gel, yine gel, yine gel”…

    Etiketler: , , , , , ,

  • 29Ağu

    Evrim teorisini, özellikle son yıllarda, birçok vesile ile duyar olduk. Herhalde hiçbir teori insanların hayatı ile bu kadar içiçe hale gelip, günlük gazetelere haber konusu olacak kadar ortalıkta olmamıştır. O kadar ki, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kansas Eyaleti’ndeki okullarda evrim teorisinin bilimsel olmadığı gerekçesiyle zorla okutulmasının yasaklanması neredeyse bütün dünyayı ayağa kaldırdı. Yankıları ülkemize kadar geldi. ABD’de yapılacak seçimlerde, taraflar söylemlerine evrim teorisi ile ilgili görüşlerini de eklediler. Ülkemizde ise Bilim Araştırma Vakfı’nın katkılarıyla hazırlanan kitaplar, CD’ler, video kasetler ve 1,5 yıl boyunca Türkiye’nin her köşesinde verilen uluslararası ve ulusal konferanslar ile evrim teorisinin bilimsel çöküşü anlatıldı. Ülkemizin malum çevreleri ise bu vakfın çalışmalarına veryansın ettiler, kendi yayınlarında “evrim ölmedi, ölemez” diye sloganlar attılar, biraraya gelip imzalar topladılar. Hatta zaman zaman aldığımız duyumlara göre, BAV mensuplarının son aylarda bu kadar büyük bir taarruza uğramalarının en önemli nedeni evrim teorisine kanca takıp, bazı malum çevreleri kızdırmış olmaları imiş.

    Ülkemizdeki ve dünyadaki bu genel tabloya bakınca insan sormadan edemiyor: Evrim teorisinin ne özelliği var ki, insanları ayağa kaldırıyor, “evrim yalandır” diyenlerin başına gelmedik iş kalmıyor? Aslında bu, cevabı herkesçe çok iyi bilinmesi ve kavranması gereken önemli bir soru.

    Genelde bilindiği gibi evrim teorisi temelinde “hayat nasıl başladı, canlılar nasıl oluştu?” sorusuna cevap vermek için ortaya atılmıştır. Her ne kadar bu önemli soruya evrim teorisinin bilimsel ispatlı bir cevabı bulunmasa da, bu teorinin korunma amacı budur. Çünkü evrim teorisi, “hayat nasıl başladı?” sorusuna, “hayat, cansız maddelerin tesadüfler sonucunda bir araya gelmeleriyle tesadüfen başladı ve ilk oluşan en ilkel canlı giderek evrimleşerek en gelişmiş canlıyı yani insanı meydana getirdi” cevabını verir. Hiçbir bilimsel ispatı olmayan, hatta akıl ve mantıkla da çelişen bu iddiayı bazı çevreler için cazip ve çarpıcı hale getiren, bu iddianın canlılığı yoktan var eden Yaratıcı’nın varlığını inkar ediyor olmasıdır. Bu durumda, materyalist görüşe sahip tüm felsefeler ve ideolojiler, evrim teorisini sahiplenmek ve onu el üstünde tutarak, tek kabul edilebilir gerçek olarak göstermek mecburiyetinde kalmışlardır.

    Bilindiği gibi materyalizm, tüm evrenin, canlı ve cansız maddelerin yaratıldıkları ve insanın bir yaratılış amacı olduğu gerçeğini inkar eder. Bertrand Russell’ın “insan, başaracakları sonun bir ön görüşüne sahip olmayan sebeplerin ürünüdür” sözü materyalistlerin insana bakış açısını özetler. Tesadüfen oluşan sebeplerin ürünü olduğunu varsayan bir varlığın, yüksek erdemlere sahip, kendisini Yaratan’a karşı sorumluluğunun bilincinde olan, kötülüklerden sakınarak güzel ahlak arayışını sürdüren, manevi değerlerini koruyan bir insan olması beklenemez.

    Materyalist inancın nihai hedefi ise sorumsuz, başıboş, sadece kendi menfaatlerini düşünen, evrim teorisinin “yaşam mücadelesi” tezine uygun olarak, kendi menfaatlerini diğer insanların menfaatlerinden öncelikli görerek menfaat savaşı veren topluluklar oluşturmaktır. Böyle bir topluluk modelinde ise, yine Darwinist ve materyalist öğretiye uygun olarak “güçlü olan yaşayacak, daha da güçlenecektir”. Böyle bir anlayışta tek önemli şey maddedir. Mananın, manevi değerlerin önemi hiçe sayılır.

    Özellikle 19. yüzyıl, materyalizmin yükselme devri oldu. Dinden ve dinin getirdiği güzel ahlak ve değerlerden rahatsızlık duyanlar, din dışı bir anlayışın egemen olması için vargüçleriyle çaba gösterdiler. Bu dönemde determinizm, naturalizm, pozitivizm ve materyalizm yaygın olarak kabul gördü. Bu görüşlerin ortak noktaları Allah’ın varlığını ve dini inkar etmeleri idi. Emile Durkheim, Auguste Comte, Herbert Spencer, Karl Marx gibi isimler tarihi ve toplumları bu din dışı anlayışa göre yorumladılar. 20. yüzyıla gelindiğinde ise, materyalist bilim adamları, fizikten biyolojiye, psikolojiden sosyolojiye, ekonomiden teolojiye kadar, her konuya materyalist ve Darwinist bir açıklama getirme çabası içine girdiler. Böylelikle bilimsel yönden hiçbir geçerliliği olmayan Darwinizm ve materyalizm sanki “gerçek” dünyayı her yönüyle tanımlayabilen “en önemli gerçekler” gibi insanlara empoze edildiler.

    Darwin’in teorisi, materyalist dünya görüşünü teşvik ettiği, bu görüşe sözüm ona bir meşruluk kazandırdığı ve sanki bilimle uyumluymuş havası yarattığı için çok geniş bir çevre tarafından tutuldu ve savunuldu. Oysa Darwin’in teorisi en basit canlı hücresindeki muazzam yapıyı açıklamaktan dahi acizdir ve bu konuda son derece beceriksizdir. Bazı bilim adamlarının “materyalist bilim” olarak tanımladıkları Darwinizm’in, “hayat nasıl ortaya çıktı?” sorusuna verebileceği hiçbir cevap yoktur.

    Ne var ki, bugün dünyanın daha da yaygın olarak farkına varmaya başladığı bu tarihin en büyük bilimsel aldatmacası, materyalizm uğruna nice bilim adamı tarafından körü körüne savunuldu. Bugün birçok bilim adamı, ya gerçeği görerek, evrim teorisini savunmaktan vazgeçti, ya da en azından “evrim teorisi bilimsel değildir ama ben yine de materyalist olmaya körü körüne devam edeceğim” diyerek itiraflarda bulundu. Ama bunların yanında hala bu köhnemiş teorinin eteğine sıkı sıkıya yapışmış olanlar var. Anlaşılan o ki, bu son grubun en inatçıları da bizim Türk evrimciler. Onlar son gelişmeleri pek takip edemediklerinden olsa gerek Avrupalı ve Amerikalı evrimcilerden çok daha fanatikler.

    Bu durumu açıklamak elbetteki zor. Çünkü bilim ve akıl tarafından imkansızlığı çok açık ve anlaşılır şekilde ortaya konmuş, bir tek bilimsel delili olmayan bir teorinin, bu kadar büyük bir inatla korunması üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Kendisi de bir evrimci olan, ancak evrimin çıkmazlarını görerek açıkça dile getirmekten kaçınmayan astronomi profesörü Fred Hoyle bunun nedenini şöyle açıklamış:

    “Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmemesinin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir.” (Fred Hoyle, Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, New York, Simon & Schuster, 1984, s. 130)


    Bu bilim adamının sözünden anlaşıldığı gibi evrim teorisine körü körüne bağlılık “psikolojik bir şartlanmadır”. Çünkü “canlılık tesadüfen meydana gelmedi, evrim teorisi doğru değil” diyen biri, canlılığın bilinçli olarak üstün bir Akıl tarafından tasarlandığını ve yaratıldığını kabul etmiş olacaktır. İşte evrimciler bu açık gerçeği kabul etmemek için, her ne pahasına olursa olsun, Darwinizm’i savunmak yolunu seçerler. Bunu yaparken de, bilimsel delil ve metotları değil, psikolojik etkileme yöntemlerini kullanırlar. Yoğun bir propoganda ile evrim teorisi savunulur, hatta evrimi inkar etmek bilimi inkar ile eşdeğer tutulur hale getirilmiştir.

    Ancak görünen o ki, artık tüm dünyada bu konuda bir uyanma söz konusu. 150 yıldır bilimsel bir aldatmaca ile uyutmaya tabi tutulan insanlar, gelişen teknoloji ve her türlü bilimsel araştırma ve yayına kolay ulaşım sayesinde gerçeklerden haberdar olabiliyorlar. Bugün Amerika’nın bazı eyaletlerinde evrim teorisinin, tartışılmaz bir bilimsel gerçek olmadığı gerekçesiyle okul müfredatlarından çıkartılıyor olması veya Amerikan seçim kampanyasına konu olması kesinlikle bir tesadüf değil. Umarız biz de bu konuda gereken duyarlılığı ve sağduyuyu gösterebiliriz.

    Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

  • 29Tem

    Delikanlı alaca karanlıkta yürürken, yumuşak bir
    şeye çarptığını fark
    etti.
    Eğildi baktı. Aman Allah ım!... Ayaklarının
    arasında, yuvasından ustalıkla
    sökülmüş bir kalp duruyordu. Tıpkı resimlerdeki gibi
    diri ve kanlıydı. Onu
    büyülenmişçesine avuçlarına aldığında, dehşetinden
    çıldıracak oldu.
    Kalp tıp tıp atıyordu. Ve sıcacıktı. Delikanlı,
    sanki ellerine yapışıp bir
    başka uzvu haline geliveren kalpten
    kurtulmak istiyor, fakat ne olduğunu bilmediği,
    kestiremediği duygular
    tarafından engelleniyordu. Bir müddet sonra
    sakinleştiğinde, onun sahibini
    bulmak için en yakındaki evin kapısını çaldı ve
    zincir aralığından bakan
    genç kıza:
    - Bu kalp sizin mi? diye sordu. Biraz önce buldum
    onu.
    Kız, mahcup bir ifadeyle;
    - Ben kalbimi, üç ay önce rastladığım bir vefasıza
    kaptırdım, dedi. Yandaki
    eve sorun, onların olabilir.
    Kızın gösterdiği ev, göz kamaştırıcı bir villaydı.
    Kapıyı açan
    hizmetkarlar, onu üst kata çıkartarak evin beyine
    götürdüler.
    Delikanlı, yumuşacık halıların üzerine damlayan
    kanları ayağıyla örtmeye
    çalışırken:
    - Bu kalp sizin mi acaba? diye sordu. Hala atıyor
    da...
    Beyefendi, ışıl ışıl parıldayan kristal kadehinden
    höpürtülü bir yudum
    çekerek:
    - Ben kalbimi dünyaya sattım, canikom, diye sırıttı.
    Komşu evde bir meczup
    var, o bilir sahibini.
    Delikanlı, hızla soğumaya başlayan ve atışları
    gittikçe yavaşlayan kalbi
    bitişik kulübedeki ihtiyara koşturarak:
    - Bu sizin mi? diye sordu. Çabuk olun, neredeyse
    duracak.
    Yaşlı adam, okumakta olduğu Kuran ı yavaşça
    kapatırken:
    - Ben kalbimi, her şeyimle Allah a verdim, evlad,
    diye gülümsedi.
    Elindekinin sahibini, neden gidip anne ve babana
    sormuyorsun?
    - Her ikisi de yaşlanıp bunadı, diye üfüldendi genç.
    Bir bebek gibi alaka
    görmek istediklerinden, üç gün önce kavga edip
    onları terk etmiştim.
    İhtiyar adam, büyük bir üzüntüyle:
    - Terk ettin ha..! diye mırıldandı. Terk ettin
    demek.
    Delikanlı, söylenenlere karşı kayıtsız görünüyordu.
    Oysa ki yaşlı adam,
    beklediği cevabı çoktan almıştı.
    Delikanlıya doğru emin adımlarla ilerledi ve iki
    eliyle kavradığı gömleğini
    bir hamlede yırtarak açıverdi. Delikanlının sol
    göğsünde, avuçlarında
    tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı
    bir boşluk vardı.

    Etiketler: , , , , ,

  • 18Tem

    İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

    Etiketler: , , , , ,

   

Son Yorumlar

  • güzel bilgiler...
  • ezel izliyen sayisi artti bununda okuyanlar articakdir)...

chat sayfalari | mirc | Chat | Sohbet | chat | sohbet | Chat |