Kategoriler

Bağlantılar

Son Yazılar

Reklamlar

Etiketler

çet ćhaт ćhaтadяєSi Şarkı Sözleri Şiirler aşk şiirleri Aşk Sözleri ask chat Chat Aşk chat adresi chatadresi Chat Haberleri chat odalari chat odası Fıkralar Futbol Güncel Haberler Güzel Sözler Karışık Haberler klip klip izle liderchat magazin haberleri Makaleler mIRC Mircindir Msn NickLeri Mustafa sandal mustafa sandal dinle mustafa sandal izle mustafa sandal video klipleri mustafa sandal videoları NukteLer sevgi sohbet sohbet odaları sohbet platform video video izle yıldız tilbe yıldız tilbe dinle yıldız tilbe izle yıldız tilbe video klipleri yıldız tilbe videoları

Arşivler

  • 13Mar
    Din Kültürü Yorumlar Kapalı

    Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip :
    ” (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu.
    Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
    Oradakilere:
    -Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca:
    -Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler.
    Musa aleyhisselâm:
    -Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler.
    Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti:
    -Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o”"Benim dostumdur.”
    ” İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?
    Allahü teâlâ:
    (Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah”ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.

    Etiketler: , , , , , , , ,

  • 13Mar
    Din Kültürü Yorumlar Kapalı

    Anneannesinin sözleri yankilandi kulaklarinda: “Oglum namaz hiç bu vakte birakilirmi?” .Anneannesinin yasi yetmise dayanmis, ama ezan okundugu vakit yerinden sıçrar, yaşindan beklenmeyecek bir hizla abdestini alir ve namazini kilardi.
    Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep… namaz son dakikalara kaliyor, bu sebeple namazini alelacele eda ediyordu. Bunu düsünerek kalkti yerinden, gözü saate kaydi. Yatsi ezaninin okunmasina on bes dakika kalmisti. Basini her iki yöne pismanlikla sallayarak, “Yine geciktirdim namazi.” dedi kendi kendine.
    Kivrak hareketlerle abdestini aldi ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasina atti. Mecburen, hizli hareketlerle namazi eda
    etti. Tesbihatini yaparken anneannesini düsünmeden edemedi. “Bu halimi görse, tatli-sert kizardi yine bana.” dedi. Çok seviyordu onu …Hele öyle bir namaz kilisi vardi ki, onu hep bir gökkusagi hayranligiyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardi ki… hicabindan renkten renge girerdi.
    O gün aksama kadar derse girmisti. Müthis bir agirlik vardi üzerinde. Duasini yaparken, basini ellerinin arasina alip secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu sekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanir gibi oldu. “Ne kadar da yorulmusum.” dedi. Daldi gitti öylece….
    Kiyamet kopmustu. Mahseri bir kalabalik vardi. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmis, hareketsiz bir sekilde etrafi izliyor; Kimi saga sola kosturuyor, kimisi de diz çökmüs, basi ellerinin arasinda bekliyordu. Yüregi yerinden firlayacak gibi atiyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalisiyor,soguk soguk terler döküyordu. Hayattayken kiyamet, sorgu sual ve mizan hakkinda çok sey duymus ve ahiret hayati adina bu kavramlar kendisi için köse tasi olmuslardi. Ama mahser meydaninda ki ürperti, korku ve bekleyisin bu denli dehset verecegini düsünmemisti.
    Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir saga, bir sola bakti. “Benim ismimi mi okudunuz?” dedi dudaklari titreyerek…..
    Kalabalik birden yarilmis, bir yol olmustu önünde. Iki kisi kollarina girdi. Mahser meydaninin vazifelileri olduklari belliydi. Kalabalik arasindan saskin bakislarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmislerdi. Melekler her iki yanindan uzaklastilar. Basi önündeydi. Bütün hayati, bir film seridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden….” Sükürler olsun ” dedi, kendi kendine ve devam etti; ” Gözlerimi dünyaya açtim,Hep hizmet eden insanlari gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere kosuyor, malini islam yolunda harciyordu. Annem eve gelen misafirleri agirliyor, yemek sofralarinin biri kalkip, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. Insanlara hizmete çalistim. Onlara Allah”i anlattim. Namazimi kildim. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçindim. “Kirpiklerinden asagi gözyaslari dökülürken, “Rabbimi seviyorum, en azindan sevdigimi zannediyorum.” Diyordu. Ama bir yandan da “O”nun için ne yapsam az, Cennet”i kazanmama yetmez.” Diye düsünüyordu.Tek siginagi Allah”in rahmetiydi.Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sirilsiklam olmus, zangir zangir titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kagit, mahser meydaninda ki kalabaliga döndüler. Önce ismi okundu. Artik ayaklari tutmaz olmustu. Neredeyse yigilip kalacakti. Heyecandan gözlerini kapamis, okunacak hükme kulak kesilmisti.
    Mahseri kalabaliktan bir ugultu yükseldi. Kulaklari yanlis mi duyuyordu? Ismi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yigildi. Hayretten dona kalmisti.” Olamaaaazzzz ” diye bagirdi. Saga sola kosturdu. “Ben nasil Cehennemlik olurum? Hayatim boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber kosturdum. Hep rabbimi anlattim.” Diyordu.
    Gözleri saganak olmus, titrek vücudunu islatiyordu. Vazifeli iki melek kollarindan tuttu. Ayaklarini sürüyerek ve kalabaligi yararak alevleri göklere yükselen Cehennem\”e dogru yürümeye basladilar. Çirpiniyordu. Medet yok muydu? Bir yardim eden çikmayacak miydi?
    Dudaklarindan kelimeler kirik dökük, yalvarmayla karisik döküldü..”Hizmetlerim… Oruçlarim…. Okudugum Kur”anlar……Namazim….Hiçbiri beni kurtarmayacakmi?” diyordu. Bagira bagira yalvariyordu. Cehennem melekleri onu hiç sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklasmislardi. Basini geriye çevirdi. Son çirpinislariydi.
    Resülullah, “Evinin önünde akan bir irmak içinde günde bes defa yikanan bir insani o irmak nasil temizler, günde bes vakit namazda insani günahlardan öyle temizler.” Buyuruyordu. “Oysa ki benim namazlarim da mi beni kurtarmayacak?” diye düsünüyordu.
    ” Namazlarim…..Namazlarim….Namazlarim.” diye diye hiçkirdi. Vazifeli melekler hiç durmadilar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun basina geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakiyordu. Son bir defa dönüp geriye bakti. Artik gözleri de kurumustu. Ümitleri sönmüstü. Basini öne egdi. Iki büklüm oldu.
    Kollarini sikan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere dogru düsüyordu. Tam bir iki metre düsmüstü ki, bir el kolundan tuttu.
    Basini kaldirdi. Yukariya bakti. Uzun beyaz sakalli bir ihtiyar onu düsmekten kurtarmisti. kendisini yukariya çekti. Üstündeki basindaki tozu silkerek ihtiyarin yüzüne bakti.
    “Siz de kimsiniz ?” dedi.Ihtiyar gülümsedi:
    ” Ben senin namazlarinim.”
    “Neden bu kadar geç kaldiniz ?Son anda yetistiniz. Neredeyse düsüyordum.”dedi….Ihtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Basini salladi;
    ” Sen beni hep son anda yetistirirdin, …hatirladin mi?
    Secdeye kapandigi yerden basini kaldirdi. Kanter içinde kalmisti. Disaridan gelen sese kulak kabartti. Yatsi ezani okunuyordu. Ok gibi yerinden firladi. Abdest almaya gidiyordu.

    Etiketler: , , , , , , , ,

  • 03Mar
    Din Kültürü Yorumlar Kapalı

    Anayasa Mahkemesinin Gerekçeli Kararı : ”Türban DüzenLemesi Dini Siyasete ALet EtmekTir”

    Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelere başörtüsü takma serbestisi getiren Anayasa düzenlemesini ile ilgili verdiği iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelere başörtüsü takma serbestisi getiren Anayasa düzenlemesini ile ilgili verdiği iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Mahkeme, gerekçeli kararında önceki yıllarda Danıştay’ın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlara atıfta bulundu.

    9′a karşı 2 oyla alınan kararın gerekçesinde, “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gözetildiğinde, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine açıkça aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır” denildi.

    Anayasa Mahkemesi, CHP ve DSP milletvekillerinin başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğinin “iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması” istemiyle açtığı davada, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair Kanun’un 1. ve 2. maddelerini, Anayasa’nın 2, 4. ve 148. maddelerini gözeterek” iptal etmiş ve yürürlüğünü durdurmuştu.

    Anayasa Mahkemesi’nin, türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğinin iptaline ilişkin gerekçeli kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

    -ANAYASA’NIN DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ-

    Gerekçede, şöyle denildi:

    “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gözetildiğinde, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine açıkça aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerini dolaylı bir biçimde değiştiren ve işlevsizleştiren bu düzenleme Anayasa’nın 4. maddesinde ifade edilen değiştirme ve değişiklik teklif etme yasağına aykırı olduğundan, Anayasa’nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen teklif koşulunun yerine getirilmiş olduğu kabul edilemez.”

    Gerekçeli kararda içerik yönünden yapılan incelemede, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen laik Cumhuriyet ilkesinde, “Egemenliğin ulusa ait olduğu, ulusal irade dışında herhangi bir doğmanın siyasal düzene yön vermesine olanak bulunmadığı, hukuksal kuralların dinsel buyruklar yerine demokratik ulusal talepler esas alınarak aklın ve bilimin öncülüğünde kabul edildiği, çoğunluk ya da azınlık dinine, felsefi inançlara veya dünya görüşlerine mensup olup olmadıklarına bakılmaksızın, din ve vicdan özgürlüğünün ayrımsız ve önkoşulsuz olarak herkese tanındığı ve anayasada öngörülenin ötesinde herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadığı, dini veya din duygularının kötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklandığı, devletin tüm işlem ve eylemlerinde dinler ve inançlar karşısında eşit ve tarafsız davrandığı bir cumhuriyeti” öngördüğü vurgulandı.

    -TEMEL DÜZENİ DİN KURALLARINA DAYANDIRMA-

    Anayasanın Başlangıç kısmının 5. paragrafında, “laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”, 14. maddesinde “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerin hiç biri(nin)… laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde” kullanılamayacağı, 42. maddesinde “Eğitim ve öğretim(in) Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre Devletin gözetim ve denetimi altında” yapılacağı ve ”Eğitim ve öğretim hürriyeti(nin), Anayasaya sadakat borcunu ortadan” kaldırmayacağının hükme bağlandığı hatırlatılan kararda, Anayasa’nın 174. maddesinde de “Türkiye Cumhuriyeti’nin laik niteliğini koruma amacını güden inkılap yasalarının iptal edilemeyeceğinin” öngörüldüğü belirtildi.

    Anayasa’nın 24. maddesinin son fıkrasına göre, “kimsenin, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemeyeceği ve kötüye kullanamayacağı”na işaret edilen gerekçeli kararda, şöyle denildi:

    -ULUSAL İRADE YERİNE DİNSEL BUYRUKLAR-

    “Anayasa koyucu ülkenin koşullarını dikkate alarak dinin veya din duygularının yahut dince kutsal sayılan şeylerin siyasi çıkar yahut nüfuz sağlamak amacıyla kullanılmasını laiklik ilkesinin korunması bakımından zorunlu görerek yasaklama yolunu seçmiş ve temel hak ve özgürlüklerin kapsamı dışında bırakmıştır”

    Atatürk devrimlerinde önemli bir yer tutan laiklik ilkesinin değerlendirilmesinde, söz konusu kurallar ile Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlarda ulaşılan sonuçların göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekilen gerekçeli kararda, şunlar kaydedildi:

    “Anayasa Mahkemesinin birçok kararında ayrıntılı olarak açıklanan laiklik ilkesi, düşünsel temellerini Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma dönemlerinden alır. Çağdaş demokrasilerin ortak değeri olan bu ilkeye göre, siyasal ve hukuksal yapı, dogmalardan arındırılarak akılcılığı ve bilimsel yöntemleri esas alan katılımcı demokratik süreçlerin ürünü olan ulusal tercihlere dayanır. Bireylerin anayasal özgürlüklerinden inanç, din, mezhep veya felsefi tutum nedeniyle ayrımsız yararlandığı, akılcılığı esas alan bir süreç olan aydınlanma koşullarının sağlandığı toplumlarda laik ve demokratik değerler özümsenir, siyasal, sosyal ve kültürel yaşam da buna bağlı olarak evrensel değerlerin egemen olduğu çağdaş bir görünüm kazanır. Laikliğin bu işleviyle toplumsal ve siyasal barışı sağlayan ortak bir değer olduğu açıktır. Bireylerin özgür vicdani tercihlerine dayanan ve sosyal bir kurum olan dinler, siyasal yapıya egemen olmaya başladıkları veya ulusal irade yerine siyasal yapının hukuksal kurallarının meşruiyet temelini oluşturdukları anda toplumsal ve siyasal barışın korunması olanaksızlaşır. Hukuksal düzenlemelerin katılımcı demokratik süreçle ortaya çıkan ulusal irade yerine dinsel buyruklara dayandırılması, birey özgürlüğünü ve bu temelde yükselen demokratik işleyişi olanaksız kılar. Siyasal yapıya egemen dogmalar öncelikle özgürlükleri ortadan kaldırır. Bu nedenle çağdaş demokrasiler, mutlak hakikat iddialarını reddeder, doğmalara karşı akılcılıkla durur, dünyayı dünyanın bilgisiyle açıklayabilecek toplumsal ve düşünsel temelleri yaratır, din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak, dini siyasallaşmaktan ve yönetim aracı olmaktan çıkarır.”

    -HERKESİN EĞİTİM HAKKI ENGELLENEBİLİR-

    5735 sayılı Kanunun 2. maddesinde, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimsenin yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği belirtilerek, yüksek öğretim kurumlarında dini amaçlı örtünme nedeniyle öğrenim hakkından yararlanmanın engellenmesinin de önüne geçildiği ifade edilen gerekçeli kararda, şöyle denildi:

    “Bu durumda, yasa ile açıkça yasaklanmadıkça yüksek öğretimde kıyafetin herhangi bir ölçüye tabi tutulmaksızın serbest bırakıldığı, yükseköğrenim hakkını kullananlara bu kıyafetleri taşımaktan dolayı herhangi bir yaptırım uygulanamayacağı ortaya çıkmaktadır.

    Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde veya laboratuvar ortamlarında, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır. Bu olasılığın ortaya çıkması durumunda taşınan dinsel simgenin başkalarının üzerinde yaratacağı baskı ve olası eğitim aksamaları ile kamu düzeninin bozulması karşısında, üniversite yönetimlerinin ve kamu kurumlarının müdahalesine olanak verilmemesi, herkesin eşit şekilde eğitim hakkından yararlanmasını engelleyebilecektir”

    -ÇOĞUNLUK İNANCIN DIŞINDA KALANLARIN HAKLARI-

    Dava konusu kurala bakıldığında “kanunda açıkça yazılı haller”in ne olduğu ve ne zaman geçerlilik kazanacağı hususunun, “Yasa koyucunun aktif bir yasama tasarrufuyla anlaşılabileceği” belirtilen gerekçeli kararda, şöyle devam edildi:

    “Anayasal düzenimizde yasa koyucuyu yasal düzenlemeye zorlayıcı bir hukuksal yaptırım mekanizması bulunmadığından, başkalarının özgürlükleri ve kamu düzenini koruyucu yasal önlemlerin alınmasının yasa koyucunun takdirine kalacağı açıktır. Yasa koyucunun temel siyasal karar mekanizması olduğu ve ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır. Temel düzen normu olan Anayasa kuralları değiştirilirken, çoğunluk inancının dışında kalan insanların temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasının yasa koyucunun takdirine bırakılmaması, kayıtlar ve güvence mekanizmalarının doğrudan Anayasada yer alması, demokratik anayasacılık deneyiminin sonucu olan insan haklarına dayalı devlet olmanın da bir gereğidir. Toplumsal sorunların Anayasa’nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir.

    Zira her bir toplumsal sorun istismarı, bu sorunun çözümlenmesi olanaklarını ortadan kaldırmak suretiyle, bir yandan toplumsal çatışmaların derinleşmesine ve demokratik süreçlerin işlevsizleştirilmesine yol açabilir; sonuçta devlet iktidarının toplumsal sorunları çözeceğine yönelik inancı zedeleyebilir. Dava konusu kuralın hazırlanış ve kabul biçimi Anayasa’nın 24. maddesinin son fıkrasının anlam ve özünü yansıtan bu temel zorunlulukları göz ardı etmektedir” (ANKA)

    Etiketler: , , ,

« Önceki Sayfa   

mirc indir - chat - chat mirc
Dost Siteler : chat sohbet sohbet chat sohbet chat sohbet Bitaneme