• 03Mar

    Anayasa Mahkemesinin Gerekçeli Kararı : ”Türban DüzenLemesi Dini Siyasete ALet EtmekTir”

    Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelere başörtüsü takma serbestisi getiren Anayasa düzenlemesini ile ilgili verdiği iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelere başörtüsü takma serbestisi getiren Anayasa düzenlemesini ile ilgili verdiği iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Mahkeme, gerekçeli kararında önceki yıllarda Danıştay’ın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlara atıfta bulundu.

    9′a karşı 2 oyla alınan kararın gerekçesinde, “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gözetildiğinde, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine açıkça aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır” denildi.

    Anayasa Mahkemesi, CHP ve DSP milletvekillerinin başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğinin “iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması” istemiyle açtığı davada, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair Kanun’un 1. ve 2. maddelerini, Anayasa’nın 2, 4. ve 148. maddelerini gözeterek” iptal etmiş ve yürürlüğünü durdurmuştu.

    Anayasa Mahkemesi’nin, türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğinin iptaline ilişkin gerekçeli kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

    -ANAYASA’NIN DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ-

    Gerekçede, şöyle denildi:

    “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gözetildiğinde, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine açıkça aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerini dolaylı bir biçimde değiştiren ve işlevsizleştiren bu düzenleme Anayasa’nın 4. maddesinde ifade edilen değiştirme ve değişiklik teklif etme yasağına aykırı olduğundan, Anayasa’nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen teklif koşulunun yerine getirilmiş olduğu kabul edilemez.”

    Gerekçeli kararda içerik yönünden yapılan incelemede, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen laik Cumhuriyet ilkesinde, “Egemenliğin ulusa ait olduğu, ulusal irade dışında herhangi bir doğmanın siyasal düzene yön vermesine olanak bulunmadığı, hukuksal kuralların dinsel buyruklar yerine demokratik ulusal talepler esas alınarak aklın ve bilimin öncülüğünde kabul edildiği, çoğunluk ya da azınlık dinine, felsefi inançlara veya dünya görüşlerine mensup olup olmadıklarına bakılmaksızın, din ve vicdan özgürlüğünün ayrımsız ve önkoşulsuz olarak herkese tanındığı ve anayasada öngörülenin ötesinde herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadığı, dini veya din duygularının kötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklandığı, devletin tüm işlem ve eylemlerinde dinler ve inançlar karşısında eşit ve tarafsız davrandığı bir cumhuriyeti” öngördüğü vurgulandı.

    -TEMEL DÜZENİ DİN KURALLARINA DAYANDIRMA-

    Anayasanın Başlangıç kısmının 5. paragrafında, “laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”, 14. maddesinde “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerin hiç biri(nin)… laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde” kullanılamayacağı, 42. maddesinde “Eğitim ve öğretim(in) Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre Devletin gözetim ve denetimi altında” yapılacağı ve ”Eğitim ve öğretim hürriyeti(nin), Anayasaya sadakat borcunu ortadan” kaldırmayacağının hükme bağlandığı hatırlatılan kararda, Anayasa’nın 174. maddesinde de “Türkiye Cumhuriyeti’nin laik niteliğini koruma amacını güden inkılap yasalarının iptal edilemeyeceğinin” öngörüldüğü belirtildi.

    Anayasa’nın 24. maddesinin son fıkrasına göre, “kimsenin, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemeyeceği ve kötüye kullanamayacağı”na işaret edilen gerekçeli kararda, şöyle denildi:

    -ULUSAL İRADE YERİNE DİNSEL BUYRUKLAR-

    “Anayasa koyucu ülkenin koşullarını dikkate alarak dinin veya din duygularının yahut dince kutsal sayılan şeylerin siyasi çıkar yahut nüfuz sağlamak amacıyla kullanılmasını laiklik ilkesinin korunması bakımından zorunlu görerek yasaklama yolunu seçmiş ve temel hak ve özgürlüklerin kapsamı dışında bırakmıştır”

    Atatürk devrimlerinde önemli bir yer tutan laiklik ilkesinin değerlendirilmesinde, söz konusu kurallar ile Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlarda ulaşılan sonuçların göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekilen gerekçeli kararda, şunlar kaydedildi:

    “Anayasa Mahkemesinin birçok kararında ayrıntılı olarak açıklanan laiklik ilkesi, düşünsel temellerini Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma dönemlerinden alır. Çağdaş demokrasilerin ortak değeri olan bu ilkeye göre, siyasal ve hukuksal yapı, dogmalardan arındırılarak akılcılığı ve bilimsel yöntemleri esas alan katılımcı demokratik süreçlerin ürünü olan ulusal tercihlere dayanır. Bireylerin anayasal özgürlüklerinden inanç, din, mezhep veya felsefi tutum nedeniyle ayrımsız yararlandığı, akılcılığı esas alan bir süreç olan aydınlanma koşullarının sağlandığı toplumlarda laik ve demokratik değerler özümsenir, siyasal, sosyal ve kültürel yaşam da buna bağlı olarak evrensel değerlerin egemen olduğu çağdaş bir görünüm kazanır. Laikliğin bu işleviyle toplumsal ve siyasal barışı sağlayan ortak bir değer olduğu açıktır. Bireylerin özgür vicdani tercihlerine dayanan ve sosyal bir kurum olan dinler, siyasal yapıya egemen olmaya başladıkları veya ulusal irade yerine siyasal yapının hukuksal kurallarının meşruiyet temelini oluşturdukları anda toplumsal ve siyasal barışın korunması olanaksızlaşır. Hukuksal düzenlemelerin katılımcı demokratik süreçle ortaya çıkan ulusal irade yerine dinsel buyruklara dayandırılması, birey özgürlüğünü ve bu temelde yükselen demokratik işleyişi olanaksız kılar. Siyasal yapıya egemen dogmalar öncelikle özgürlükleri ortadan kaldırır. Bu nedenle çağdaş demokrasiler, mutlak hakikat iddialarını reddeder, doğmalara karşı akılcılıkla durur, dünyayı dünyanın bilgisiyle açıklayabilecek toplumsal ve düşünsel temelleri yaratır, din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak, dini siyasallaşmaktan ve yönetim aracı olmaktan çıkarır.”

    -HERKESİN EĞİTİM HAKKI ENGELLENEBİLİR-

    5735 sayılı Kanunun 2. maddesinde, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimsenin yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği belirtilerek, yüksek öğretim kurumlarında dini amaçlı örtünme nedeniyle öğrenim hakkından yararlanmanın engellenmesinin de önüne geçildiği ifade edilen gerekçeli kararda, şöyle denildi:

    “Bu durumda, yasa ile açıkça yasaklanmadıkça yüksek öğretimde kıyafetin herhangi bir ölçüye tabi tutulmaksızın serbest bırakıldığı, yükseköğrenim hakkını kullananlara bu kıyafetleri taşımaktan dolayı herhangi bir yaptırım uygulanamayacağı ortaya çıkmaktadır.

    Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde veya laboratuvar ortamlarında, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır. Bu olasılığın ortaya çıkması durumunda taşınan dinsel simgenin başkalarının üzerinde yaratacağı baskı ve olası eğitim aksamaları ile kamu düzeninin bozulması karşısında, üniversite yönetimlerinin ve kamu kurumlarının müdahalesine olanak verilmemesi, herkesin eşit şekilde eğitim hakkından yararlanmasını engelleyebilecektir”

    -ÇOĞUNLUK İNANCIN DIŞINDA KALANLARIN HAKLARI-

    Dava konusu kurala bakıldığında “kanunda açıkça yazılı haller”in ne olduğu ve ne zaman geçerlilik kazanacağı hususunun, “Yasa koyucunun aktif bir yasama tasarrufuyla anlaşılabileceği” belirtilen gerekçeli kararda, şöyle devam edildi:

    “Anayasal düzenimizde yasa koyucuyu yasal düzenlemeye zorlayıcı bir hukuksal yaptırım mekanizması bulunmadığından, başkalarının özgürlükleri ve kamu düzenini koruyucu yasal önlemlerin alınmasının yasa koyucunun takdirine kalacağı açıktır. Yasa koyucunun temel siyasal karar mekanizması olduğu ve ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır. Temel düzen normu olan Anayasa kuralları değiştirilirken, çoğunluk inancının dışında kalan insanların temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasının yasa koyucunun takdirine bırakılmaması, kayıtlar ve güvence mekanizmalarının doğrudan Anayasada yer alması, demokratik anayasacılık deneyiminin sonucu olan insan haklarına dayalı devlet olmanın da bir gereğidir. Toplumsal sorunların Anayasa’nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir.

    Zira her bir toplumsal sorun istismarı, bu sorunun çözümlenmesi olanaklarını ortadan kaldırmak suretiyle, bir yandan toplumsal çatışmaların derinleşmesine ve demokratik süreçlerin işlevsizleştirilmesine yol açabilir; sonuçta devlet iktidarının toplumsal sorunları çözeceğine yönelik inancı zedeleyebilir. Dava konusu kuralın hazırlanış ve kabul biçimi Anayasa’nın 24. maddesinin son fıkrasının anlam ve özünü yansıtan bu temel zorunlulukları göz ardı etmektedir” (ANKA)

    Etiketler: , , ,

  • 24Eki

    __Hz. Ömer arkadaslariyla sohbet ederken, huzura üç
    genç girerler. Derler ki
    -Ey halife, bu aramizdaki arkadas bizim babamizi öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine
    getirin.
    Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :
    -Söyledikleri dogru mu diye sorar. Suçlanan genç der ki evet dogru Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalim nasil oldu diye sorar. Bunun üzerine genç anlatmaya baslar, der ki
    “Ben bulundugum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanim ailemle beraber gezmeye çiktik, kader bizi arkadaslarin bulundugu yere getirdi. Afedersiniz hayvanlarimin arasinda bir güzel atim var ki dönen bir defa daha bakiyor, hayvana ne yaptiysam bu arkadaslarin bahçesinden meyva koparmasina engel olamadim, arkadaslarin babasi içerden hisimla çikti atima bir tas atti atim oracikta öldü.
    Nefsime bu durum agir geldi, ben de bir tas attim, babasi öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaslar beni yakaladi, durum bundan ibaret dedi.

    Bu söz üzerine Hz Ömer
    “Söyleyecek bir sey yok, bu suçun cezasi idam.Madem suçunu da kabul ettin” dedi.
    Bu sözden sonra delikanli söz alarak
    “Efendim bir özrüm var” diyerek konusmaya basladi “Ben memleketinde zengin bir insanim, babam rahmetli olmadan bana epey bir altin birakti.Gelirken kardesim küçük oldugu için saklamak zorunda kaldim. şimdi siz bu cezayi infaz ederseniz yetimin hakkini zayi ettiginiz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz,
    bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardesime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum” der.

    Hz. Ömer dayanamaz der ki “Bu topluluga yabanci birisin senin yerine kim kalir ki?!”

    Sözün burasinda genç adam ortama bir göz atar, der ki
    “Bu zat benim yerime kalir.”
    O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaslarindan daha yasarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As’ dan baskasi degildir.
    Hz.Ömer Amr’a dönerek
    “Ey Amr, delikanliyi duydun” der.
    O yüce sahabi “Evet, ben kefilim” der ve genç adam serbest birakilir.

    Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine’nin ileri gelenleri Hz.Ömer’e çikarak genç’in gelmeyecegi, dolayisiyla Amr Ibni As’a verilecek idam yerine maktülün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razi olmaz ve babamizin kani yerde kalsin istemiyoruz derler, Hz. Ömer kendinden beklenen cevabi verir der ki :

    “Bu kefil babam olsa farketmez cezayi infaz ederim.”
    Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki “Biz de sözümün arkasindayiz.” Bu arada kalabalikta bir dalgalanma olur ve insanlarin arasindan genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki
    “evladim gelmeme gibi önemli bir nedenin vardi neden geldin?” Genç vakurla basini kaldirir ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan) AHDE VEFASIZLIK ETTI demeyesiniz diye geldim der.

    Hz.Ömer basini bu defa çevirir ve Amr Ibni As’a der ki
    “Ey Amr, sen bu delikanliyi tanimiyorsun nasil oldu onun yerine kefil oldun”. Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razi olsun vakurla kanimizi donduracak bir cevap verir,
    “Bu kadar insanin içerisinden beni seçti. INSANLIK ÖLDÜ dedirtmemek için kabul ettim” der.

    Sira gençlere gelir, derler ki “Biz budavadan vazgeçiyoruz.” Bu sözün üzerine Hz Ömer “Ne oldu, biraz evvel babamizin kani yerde kalmasin diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?”der.

    gençlerin cevabı da dehşetlidir:

    MERHAMETSIZ INSAN KALMADI DEMEYESINIZ DIYE

    Etiketler: , , , , , ,

  • 24Eki
    Hindistan Sultanı Mahmud Gaznevi, Delhi’de, orduları ile giderken, bacası tüten bir kulübe görür, içeriye girer, bakar ki Ebul Hasen Harkani Hazretleri, kitapları ve talebeleri ile ilgilenir, Sultana ilgi göstermez. Sultan ise bu duruma çok öfkelenir; fakat belli etmeden der ki:
    - Hoca.
    - Ne var?
    - Hocan Bayezid-i Bistami nasıl birisi idi?
    Ebul Hasen Harkani hazretleri, hocasının adını duyunca der ki:
    - Hocam öyle bir zat idi ki, müslüman olmayan bir kimse yüzüne baksa, iman ile şereflenirdi.
    - Bu ne biçim söz? Peygamber efendimizi Ebu Cehil ve diğer müşrikler gördü, imana gelmedi, senin hocan Peygamberimizden daha mı büyük ki yüzüne bakan imana geliyor? Ebul Hasen Harkani hazretleri şu cevabı verir:
    - Ebu Cehil ve diğer müşrikler, Peygamberimizi Abdul Muttalibin yetimi olarak gördüler, Peygamber olarak göremediler. Hocam Bayezid-i Bistami hazretlerinin yüzüne, bir ateist veya Yahudi, bu Bayezid-i Bistami hazretleridir diye baksa, iman ile şereflenir.
    Sultanın hoşuna gider ve memnun olarak ayrılır. Ebul Hasen Harkani hazretleri, Sultanı dışarıya kadar uğurlar. Sultan şaşırıp der ki:
    - Seni anlayamadım, geldiğimde yüzüme bile bakmadın; şimdi ise dışarıya kadar uğurluyorsun. Sebebi ne ki?
    - Gelirken kibirle içeri girdin, giderken tevazu ile gidiyorsun, şimdi güzelleştin.

    Etiketler: , , , , ,

  • 24Eki
    Birisi her gece kalkıp Allah’ı anıyor, O’na dua ediyordu. <
    <
    Şeytan ona dedi: <
    <
    - Ey devamlı Allah’ı anan kişi! Bütün gece Allah deyip çağırmana, yakarman karşılık seni buyur eden var mı ki?

    Sana bir tek cevap bile gelmedi, daha ne zamana kadar böyle yakarıp dua edeceksin?

    Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu ve hüzün içinde uyudu.

    Rüyasında ona şöyle dendi:

    - Kendine gel uyan! Niye duayı, zikri bıraktın? Neden usandın?

    Adam:

    - Buyur diye bir cevap gelmiyor ki… Artık kapıdan kovulmaktan korkuyorum, dedi.

    Bunun üzerine dendi ki ona:

    - Senin Allah demen, O’nun buyur demesi sayesindedir. Senin yalvarışın, Allah’ın senin ruhuna haber uçurmasındandır.

    Senin çabaların, çareler araman, Allah’ın seni kendine yaklaştırması, ayaklarındaki bağları çözmesindendir.

    Senin korkun, sevgin, ümidin, Allah’ın lütuf kemendidir. Senin her Yarabbi demenin altında, Allah’ın buyur demesi vardır..

    Gafilin, cahilin gönlü bu duadan uzaktır. Çünkü Yarabbi demeye izin yok ona. Ağzında da kilit var onun, dilinde de…

    Zarara uğradığı zaman, ağlayıp sızlamasın diye Allah ona dert, ağrı, sızı, gam, keder vermedi. Artık anla ki, Allah’a dua etmeni,

    O’nu çağırmanı sağlayan dert, Dünya saltanatından daha iyidir. Dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua ise gönülden kopar…

    Etiketler: , , , , ,

  • 24Eki

    genç mücahidlerimizden biri cihada gitmek üzereyken annesiyle vedalasıp helallık dilemek istedi AnneSi: evladım eger senın ölüme gittiğini bilsem kesınlıkle senin gitmene izin vermicektım ama kuranda gecen bakara süresındeki ”ALLAH YOLUNDA ŞEHİD OLANLARA ÖLÜ DEMEYİN ONLAR DİRİDİRLER LAKİN SİZ SEZMESSINIZ” ayeti hatırıma geldiği vakit senin memnuyetle gitmene izi veriyorum dedi.yolun acık olsun oğlum dedi ve son bişi daha sölicem dedi evladım sözlün; sözlün ne olcak onun haberi yok ki senın gideceginden genç: hiç birşey demeden göğsünü acıp henuz kurumamış kıpkırmızı bir gül cıkardı ve annesine uzattı al anne: bunu ona ilet yeter dedi ve ben sağ kaldıkça bu kırmızı gülde solmayacak dedi nasıl olur evladım dedi annesi olurmu hiç öle bişi en fazla suda kalsa bile en fazla bi ay dayanır. genç gene söze başladı ANNE: SEN BAKARA SÜRESİNDEKİ AYETİ NE CABUK UNUTTUN ŞEHİDLER ÖLMEZ DİYE DEMEK O GÜLDE SOLMAYACAK DEDİ annesi baŞındaki yaşlılık yazmasıyla göz yasını sildi oğlum git git evladım git RABBİM SENIN İÇİNDEKİ CEVHERİ EKSİK ETMESİN İNŞ RABBİM senınle ve arkadaşlarınla olsun inşş yolun acık olsun dedi. daha sonra annesi o gülü genç mucahidin sözlüsüne verdi ve o genc in sözlüsü ölünceye kadar evlenmedi ona sözlü kaldı neden mi cunkü gül SOLMADİKİ..

    “Yeryüzünde en güzel sistem İslam’dır. Sakın ha bu sistemi mal korkusundan, can korkusundan çakallara parçalatmayın. Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Sonra hakkınızla beraber, müslümanlık şerefiniz de gider”[Şehid Muammer Aslantaş]

    Etiketler: , , , , , ,

  • 24Eki

    Birgün hazret-i Ebû Bekr ‘r.a.’, hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin ’s.a.v.’ huzûr-ı şerîflerinde, se’âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba’zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se’âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr ‘radıyallahü teâlâ anh’ Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki:

    - Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir.

    Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn ’s.a.v.’ buyurdu ki:

    - Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la’înin olduğu yerde, ben durmam.

    Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ‘r.a.’ ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat’î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi.

    Etiketler: , , , , ,

  • 24Eki

    Süleyman bin Yesâr, bir arkadaşıyla “Ebva” denen yerde konaklamışlardı. Arkadaşı yakındaki alışveriş yerinden bir şeyler almak üzere çadırdan ayrıldığı sırada Süleyman’ı geriden gözetleyen bir bedevi kadını hemen çadırın kapısına gelerek:
    – Buraya kadar gelir misin? diye seslendi.
    Süleyman, serili sofradan yiyecek isteyeceğini düşünerek bazı şeyleri alıp da kadına doğru yürürken kadının ikazı farklı oldu: – Ben yiyecek falan istemiyorum, seni istiyorum seni. Yakışıklılığın hoşuma gitti. Karşı çadıra gel. Kimsecikler yok yanımda! Süleyman, bir imtihana tabi tutulduğunu düşünerek bağırmaya başladı:
    – Defol buradan şeytanın elçisi. Şimdi arkadaşım gelir, İkimiz de rezil oluruz!
    Kadın, beklemediği bu karşılıktan ürkerek peçesini yüzüne kapayıp çadırına dönerken, Süleyman da içeriye girip ağlamaya başladı. Bu sırada çarşıdan aldığı şeylerle gelen arkadaşı Süleyman’dan yaşadığı durumu dinleyince o da ağlamaya başladı. Süleyman şaşırmıştı.
    – Sen niçin ağlıyorsun? diye sordu. Aldığı cevap şöyle oldu:
    – Kardeşim, sen gerçekten de bir iffet abidesiymişsin. İyi ki ben muhatap olmadım böyle bir imtihana. Muhtemeldir ki kaybedebilirdim. Allah sana senin güzelliğin kadar iman kuvveti lütfeylemiş demek ki.
    Süleyman oradan kalkıp Medine’ye varır, o gece rüyasında Yusuf aleyhisselamı görür. Karşıdan kucağını açarak gelen Hazret-i Yusuf ona şöyle hitap eder:
    – Gel seni kucaklayayım iffet abidesi kardeşim. Güzelliğin de kendine göre imtihanı vardır. Sen de benim gibi bu konuda imtihanlara tabi tutuldun, ama kazandın. Tebrik ederim seni

    Etiketler: , , , , ,

  • 24Eki

    Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri’nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı. Birgün:
    - Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi.
    Hazreti Cüneyd:
    - Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu.
    Şeytan:
    - Ey Sultanü’l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi.
    - Defol mel’un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı.

    İnsanın en zayıf damarı “Sensin!” denilerek, koltuğunun altına girmektir. Nice cahil, günahkar, kendisini alim ve faziletli zannederek bu şekilde İslam’a zarar vermiş, verdirilmiştir. Günümüzün de en teklikeli hastalıklarından da birisi budur.

    Etiketler: , , , , ,

  • 24Eki
    Râbia-tül Adeviyye,

    -Niçin evlenmiyorsun?” diye ısrâr edenlere şöyle söyledi:

    -Benim üç büyük derdim var. Bunların sıkıntısından kolayca kurtulmamı garanti ederseniz, o zaman evlenirim.

    Birincisi, acabâ son nefesimde îmânımı kurtarabilecek miyim?

    İkincisi, Kıyâmet gününde amel defterimi sağ tarafımdan mı, yoksa sol tarafımdan mı verecekler?

    Üçüncüsü, herkesin hesâbı görüldükten sonra bir grup Cehennem’e ve bir grup Cennet’e giderken, acabâ ben hangi grupta bulunacağım? dedi.

    O kimseler;

    -Biz bu suâllerin cevâbı olarak size bir şey söylemekten âciziz” dediler.

    -O halde önümde böyle dehşetli günler varken ve bu günlere hazırlanmak elbette lâzım iken, evlenmeyi nasıl düşünebilirim? buyurdu

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Veda hutbesinde şöyle buyuruyor:
    “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız. Bunlar da Allah’ın kitabı (Kur’an) ve benim sünnetimdir.” (Buhari-Müslim

    Etiketler: , , , , ,

  • 24Eki

    MEVLÂNA’DAN ALTIN ÖĞÜTLER

    *Edeb bir tac imiş nur-i hûdadan, giy başına emin ol her belâdan.

    *Zümrüd-ü Anka bilir ancak güzelim Kaf Dağı’nı.
    *Hamdım, piştim, yandım.
    *ALLAH ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur.
    *Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir.
    *Sevgili her acıya lezzet verir…
    *Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız kuş gibidir, vah ona!
    *Testide ne varsa dışına o sızar.
    *Bir sofranın çevresine yüz adam oturur, yer. Fakat baş olmak isteyen iki adam, dünyaya sığamaz.
    *İnsan herşeyi göremez; Sevdiğin şeyler, seni kör ve sağır eder.
    *Çarpık ayakkabı çarpık ayağa uyar.
    *İşle öğüt veren, sözle öğüt verenden iyidir.
    *Keskin kılıç, yumuşak ipeği kesmez.
    *Demirci zenci olursa, duman onun yüzünde bir iz bırakmaz.
    *Öfke ile istek insanı şaşı eder…
    *Yürek yanmadıkça göz yaşarmaz.
    *İyilik aradın mı insanda kötülük kalmaz.
    *Bu dünya bir ağaca benzer; biz de bu ağaçta yarı ham, yarı olmuş meyveye benzeriz.
    *Ayakkabım yok diye üzülüyordum, yoldan karşımdan gelen ayaksız bir adam gördüm.
    *Maşrabamız küçük ise deryayı suçlamaya hakkımız olmaz.
    *Kitaplardan önce, kendimizi okumaya çalışalım.
    *İnsan dünyayı zapteder, ama ağızını zaptedemez.
    *Eli görmeyen kişi, yazıyı kalem yazdı sanır!
    *Gece neye gebeyse onu doğurur.
    *Hiç el gönülden gizli bir iş yapabilir mi?
    *Kargalar ötmeye başlayınca, bülbüller susar.
    *Kimde bir güzellik varsa, bilsin ki ödünçtür.
    *Ancak fikirdir varlığın, gerisi et ve kemiktir bir yığın.
    *Muhabbet ve merhamet, insanlığın; hiddet ve şehvet de hayvanların sıfatlarıdır.
    *Güneşin varlığına delil yine güneştir. Delil ararsan güneşten yüz çevirme.
    *Kötü huyu adet edinme; kökleşir, yerleşir.
    *Körler karşısında ayna satma; sağırlar çarşısında gazel atma.
    *Dert, daima insana yol gösterir.
    *Dinin aslını anlamaya imkân yoktur; ona ancak hayran olunur.
    *Irmak kenarında suyu sakınan, suyu görmeyen kişidir.
    *İnsan akılla pir olur; saçı sakalı ağarmakla değil.
    *Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşısındakinin anlayabildiği kadardır.

    Etiketler: , , , , ,

« Önceki Sayfa   

Son Yorumlar

  • güzel bilgiler...
  • ezel izliyen sayisi artti bununda okuyanlar articakdir)...

chat sayfalari | mirc | Chat | Sohbet | chat | sohbet | Chat |