• 31Ağu

    Bahtı teninden yanık bir serencamdı
    Bir ömrün bana giydirdikleri
    Kaçamadım şerrinden şamarından feleğin
    Daha tüysüz bir çocukken dilim dağlandı
    Yasaklarla korumaya alındı bütün düşlerim

    Ardımsıra kurallar devriyeler gezerdi
    Başım üç numara traş trahomlu gözlerim
    Babamın ters-yüz ceketi gibiydi hayat
    Acısı bol bir ağıt gibi dururdu bedenimde
    Ya da sokaklarıma dar gelirdi.

    Parçalanmış bir aynada büyüttüm kendi kendimi
    Kurşun eritilirdi başımda okunmuş sular içerdim
    Boynumdaki muskaya havaleydi bütün hâllerim

    Hem takdir hem tekdirlik bir mektepliydim on beşimde
    Yağmurlar ve şarkılar kardeş gibiydi
    Şarapla tanıştığım rüzgâra bulaştığım bir takvimdi
    Hepsi bir şiirin eskizleriydi belki
    Sonraki yaralarıma sargı bezleri

    Ten çıra olmamıştı yazgım henüz bakirdi
    Giz yüzle tanıştı sonra boynunu sıktı muska
    Bir tren yolculuğunda bozdum bekâretini

    Sonrası âhir zaman kahır mevsimi
    Yenildiğim yıllardı kapılar kilitliydi
    Rüzgârsız kaldım dilim paslandı otuzumda
    Tezgahlarda boylu boyunca ertelendim yarına
    Gözlerinin düsturuyla kırdım gecenin çemberini
    Kaç arkadaş daha silindi kütüğünden
    Notalara söz oldular şiirlerle kutsandı isimleri

    Kırk kere bozmuştum tövbemi kırkıma geldiğimde
    Sığınacak bir dergâhım da yoktu üstelik
    Biraz daha büyütmüştüm yaramı
    Bende gözlerin kaldı o şarkının sözleri
    Bu biraz da kendimi seninle tanımlamak gibidir
    Orda saklıdır dünyanın bütün hazineleri
    Kutlu bir mirastır elbet
    Bir ömür yetmez anladım
    Yazmak için bütün sen’leri

    Etiketler: , , , , ,

  • 31Ağu

    Çağlar boyunca acıya ve sevince
    Şahitlik eden bu nehir
    Enki’nin bereketiyle döllediği Dicle
    Bana bir yankı olsun diye
    Destanımı sunsun diye kendi dilince
    Adının yazıldığı bütün tapınaklara kurbanlar adadım
    İnkara gelinmez atalarıma layık olabilmek için
    Dağlara mecbur ayaklarımla
    Söz yorgunu dillerimle geldim sana
    Diz çöküp günlerce yakardım
    Sordum ve bekledim
    Sen ki
    Yeşertensin çoğaltansın çöle can katansın
    Koruyansın saklayansın
    Tarihsin
    Tarihim kadar eskisin
    Yoksayılmam Marduk’un da reddi değil mi
    Ma’yı vebale İştar’ı günaha koymak reva mı
    Boğulmasın sesim duy
    Zerdüşt’e Yezdan’a ulaştır çığlığımı
    Emeği berhava nasibi kıtlardan eyleme
    Al beni eriştir sırrına bahtlı kıl
    Mazi sende biriksin
    Sende yunsun gölgesi köleliğin
    Bedele razı göreve hazırım
    Yetsin sukutuna esir olduğum
    Ölme beni
    Zincire vur çekicini
    Zulme vur

    Etiketler: , , , , ,

  • 30Ağu

    Beyninde dolaşan sorulara
    Yanıt
    Kalbinde çarpan aşklara
    Kanıt
    Değilse yaşadıkların
    Hükmü tarihtir artık
    Kanla yazacakların

    UYANIŞ

    I

    Biliyorum
    Üzerimde yükselen bu gökyüzü
    Asırlardır bulutu ve yağmuru
    Bağrında taşıyan bu gökyüzü
    Sabırsız

    Biliyorum
    Üzerinde dolaşıtığım bu yeryüzü
    Beni bağrına basacak olan bu toprak
    Sessiz ve telaşsız yürüyüşümden
    Rahatsız

    Yer ve gök
    Hava ve toprak
    Nicedir bir insan kılığında yaşayan
    Emsalsiz kayğısızlığıma
    Misli görülmemiş bir ceza
    Biçecek

    Kendimi
    Gece ile gündüzün bitiştiği çizgiden
    Gece ile gündüzün ayrıştığı çizgiye
    Mahkum edişim
    -umarım sanmıştım-
    Yanılsamaydı
    Şimdi apaçık bilinen günahım
    Bütün mazeretlerimi unuttum
    Zehrini emerek beslendiğim yalnızlıklar
    Güneşten sakınarak gizlediğim gövdem adına
    Bir yalın hakikat olarak
    Yeniden doğuyorum sabır taşından

    Aşklar ve acılar ağırlasın beni
    Umutlar ve düşler
    Döktüm gizimi
    Tarihim kalmadı
    Geri döndüm ve seçtim
    Bu serüvende ben de varım
    Yazgıma razıyım
    Yatağını şaşıran ırmaktım belki
    Gölgesini yitiren gezgin olmadım

    II

    -Kuyuya atılan bir taşın
    Geri dönmeyecek yankısını bekleyerek
    Harcanan ömür
    Irmağın ve rüzğarın yabancısı
    Dağların tedirginidir
    Ki ancak
    Vadilerin ezberlenmiş kıvrımlarında
    Ve asırlık sukunetlerde teselli bulur-

    Dağların
    Irmakların sırrına eriştim
    Sustum ve rüzğarın dilini öğrendim
    Yanıtı gizlenmiş sorular sorandım hep
    -Varolmak var kılmaksa eğer
    Neden kanla sulanıyor toprak-
    Neden diyordum
    Neden
    Neden
    Lanetlendim bu yüzden
    Münkir sayıldım

    Acılar ve çığlıklar çekti beni
    Kanın izini sürdüm
    Bir Karmat Dai’sinin
    Şahmaran zehriyle efsunladığı yüreğime
    Geceyi ve zulmü boğacak
    Ateşten ve sudan
    Bir gövde yarattım
    Ve artık
    Çeliği eriten direncim
    Aşkı yeşerten inancımla
    Tanınmak isterim

    Çünkü ben
    Gözbebeklerimdeki karanlığı yıkadım
    Avuçlarımdaki çakıl taşlarına
    Birer birer
    Yeryüzünün bütün lanetlilerine
    Nöker bildiklerime pay ettim
    Tükenen sabrım
    Dinen öfkemle
    Yaşamak ve yaşatmak hakkı için
    Haykırdım
    Erdem isyanda saklıdır
    Erdem isyanda saklıdır

    III

    Yoksul ve yoksun bırakılan da bendim
    Bu yüzden lanetlenen de
    Çünkü konuşmamak koşuluyla dilime
    Görmemek kaydıyla gözlerime bağışlanmıştım
    Çünkü sağduyumun ve sessizliğimin emrine uyup
    Buyuranından başka dost
    Görevimden başka iş edinmediğim için
    Yaşamakla ödüllendirilmiştim

    Acının hüznün ve yanlızlığın
    Rengine boyanmış dört mevsimi
    Kum tanelerinin telaşıyla yaşıyordum
    Boynumda imal tarihim ve seri numaram
    Elimde güneşten yararlanma iznim
    Cebimde metal çadırlara manyetik kahırlara
    Piramit desenli
    Giriş-çıkış kartlarımla
    Kentin dokusuna uygun düşmeyeceğim
    Semtlerden uzak durarak
    Suratıma her bakanın
    Normal bir antropoz olduğumdan kuşku duymayacağı
    Sıradan sönük bir bakışı ısrarla taşıyarak
    Bir sukunet halinde yaşıyordum

    Yasakları çiğnemeden
    Dengemi bozmayıp sıramı aksatmadan
    Mazi hal ve istikbalde
    Sukute davet makamlarla
    Daralmış mekanlara resmedilecek gövdemi
    Talimatlar eşliğinde
    Tatbikat alanlarına taşıyordum

    Zamanın
    Parçalanan bünye
    Dağılıp savrulan organlar
    İnsanlığın
    Çöküşe doğru kasri meyil devinimi
    Kendine son arayan bir hikaye
    Olduğuna şaşıyordum

    İstilacı yanıtlardan müzdarip
    Tahripkar beynimle
    Yürekte sıkışan aşklar adına
    Betonların örtemediği topraktan
    Ve saçlarımı tarayan rüzgardan
    Aldığım cesaretle
    Nerede insan orada isyan çığlığıyla
    Hükmedeni hükümsüz kılacak
    Sorular çoğaltıyordum
    -Bu beden ve bu ömür kime zimmetli
    Kim için ve neden yaşamalıyım
    Lutüf diye dayatılan bu zulmü-

    IV

    Gezgin oldum bir zaman
    Çıplak ayak elde asa
    Durdu duracak bir yürekle
    Yollara vurdum kendimi
    Dünyaya sırtımı dönüp
    Araladım gecenin zifiri karanlığına açılan kapıyı
    Yıldızları gözledim
    Rüzgarı dinledim
    Issızlığa gömülmüş ayışığıyla söyleştim
    Son kez baktığım ceylanın
    Gözlerinden şavkıyan lanetin
    Hakettiğim günah olduğunu bilerek
    Gölgemi dağlarda
    Sesimi çağlayanlarda bıraktım
    Her gece kendi okumla yaralanan yüreğime
    Melhem olsun diye
    Bulutlardan günışığı dilendim

    Kuluk sıfatını haketmek için
    Sırat belleyip
    Yere serdim insanlığımı
    Sürdüm azap diyarlarına kendimi
    Kölelere karıştım
    Kendimle yarıştım
    Cefa çektim
    Sefil oldum
    Yargıç ben suçlu ben
    Bir sırdaş gibi sarılıp hicrana
    Gönüllü sürgün oldum
    Ruhumu arındıracak nehir
    Gövdemi gizleyecek bir şehir aradım

    Hıçkırıklarımı çığlığa dönüştürecek
    Sur diplerinde biriken ahaliyi umursamayıp
    Suratıma kapanan kapıların sırrını anlamadan
    Tapınaklar aradım
    Putlar
    İkonolar
    Ayinler
    Beynimde uğuldayan karanlık sözler
    Sırtımda kabaran kırbaç izleriyle
    Bir sığınak bulmak için harcadığım ömrümü
    Mahşerin gizi sandığım
    Vebalimle teselli ederdim

    Zaman tükendi
    Sura üflendi nefes
    Yay gerildi
    Hevesle donandı ok
    Ricat hallerim müstesna
    Tepeden tırnağa isyan menzilindeyim

    V

    Işığa yabancı
    Renklere düşmandım
    Varlığımdan tereddüt eder
    Ruhumdan hicap duyardım
    Bana kuçak açan bu dünyaya
    Kapardım da gözlerimi
    Kabirde çürüyecek bedenime
    Lamekan cennetler bulabilmek için
    Dara durur
    Çile çekerdim

    Aah…
    Benim takatsiz bahtım
    Aah…
    Mecalsiz kalbim
    Sığındığım bütün tekkelerden
    Edindiğim sabır taşları
    Mürşid bildiğim şehlerden
    Kuşandığım karanlık ayetler
    Ne tesselli oldu
    Azap dolu ömrüme
    Ne sızılarımı dindirdi
    Perde düştü
    Gün vurdu
    Kendimden bile sakladığım
    Kabuk bağlamış yaralarım
    Yeniden soyuldu

    Etiketler: , , , , ,

  • 30Ağu

    Efes Pilsen World Cup 8 Basketbol Turnuvası finalinde, Makedonya’yı 90-83 yenerek Hırvatistan şampiyon oldu.
    efes

    Makedonya’nın ikinci olduğu turnuvada, üçüncülüğü ise Almanya elde ederken Letonya dördüncü, Türkiye beşinci ve Büyük Britanya ise altıncı sırada tamamladı.

    Salon: Atatürk

    Hakemler: Engin Kennerman xxx (Türkiye), Robert Lettermoser xxx (Alyanya), Aytuğ Ekti xxx (Türkiye)

    Makedonya: Stefanov xxx 9, Sokolov xx 5, Blazevski x, Gecevski x 4, Massey xxx 29, Tasovski x 4, Vojdan Stojanovski x 5, Samardgiski xx 11, Damjan Stojanovski x, Washington xx 8, Mirakovski x 5, Dimitrovski x 3

    Hırvatistan: Ukic xxx 21, Kus xx 8, Rozic x 4, Banic x 2, Prkacin x 5, Kasun xx 12, Vujcic x 10, Nicevic xx 14, Planinic x 9, Popovic x 5, Stojic x

    Final müsabakası ardından düzenlenen törende dereceye giren tüm ülkelere hak etikkleri kupa ve madalyaları verildi.

    Turnuvayı birinci sırada tamamlayan Hırvatistan’a kupa ve madalyalarını, Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel ile Hırvatistan Basketbol Federasyonu Başkanı Danko Radic, birlikte verdi. Makedonya Basketbol Federasyonu Başkanı Abduraim Bajraktar ile Basketbol Federasyonu Asbaşkanı Metin Şahin ise ikinci Makedonya’ya madalyalarını sundu. Almanya Basketbol Federasyonu Başkanı İngo Weiss ile TBF Yönetim Kurulu Üyesi Hüsnü Karagözoğlu da turnuvayı üçüncü sırada tamamlayarak Almanya madalya almaya hak kazandı.

    Turnuvanın en değerli oyuncu ödülüne ise Hırvatistan’dan Roko Ukic layık görüldü.

    Etiketler: , , , , ,

  • 30Ağu
       Yangınlar,
       Kahpe fakları,
       Korku çığları
       Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
       Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
       Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!   
       Pusatsız, duldasız, üryan
       Bir cana bir de başa
       Seher vakti leylim - leylim
       Cellat nişangahlar aynasındasın.
       Oy sevmişem ben seni...
    
       Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
       He canım...
       Çiçekdağı kıtlık, kıran,
       Gül açmaz, çağla dökmez.
       Vurur alnım şakına
       Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
       Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
       Şahmurat Suyu kan akar
       Ve ben şairim.
    
       Namus işçisiyim yani
       Yürek işçisi.
       Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,         
       Ne salkım bir bakış
       Resmin çekeyim,
       Ne kınsız bir rüzgar
       Mısra dökeyim.
       Oy sevmişem ben seni...
    
       Ve sen daha demincek,
       Yıllar da geçse demincek,
       Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
       Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
       Yaran derine gitmiş,
       Fitil tutmaz, bilirim.
       Ama hesap dağlarladır,
       Umut, dağlarla.
    
       Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
       Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
       Düşün, olasılık, atom fiziği
       Ve bizi biz eden amansız sevda,
       Atıp bir kıyıya iki zamanı
       Yarının çocukları, gülleri için,
       Koymuş postasını,
       Görmüş restini.
       He canım,
       Sen getir üstünü.
    
       Uy havar!
       Muhammed, İsa aşkına,
       Yattığın ranza aşkına,
       Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!     
       Benim de boş yanım hançer yalımı
       Ve zulamda kan - ter içinde asi,
       He desem, koparacak dizginlerini
       Yediveren gül kardeşi bir arzu
       Oy sevmişem ben seni...
    
     
                            Ahmed ARİF

    Etiketler: , , , , ,

  • 30Ağu

       Haberin var mı taş duvar?
       Demir kapı, kör pencere,
       Yastığım, ranzam, zincirim,
       Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
       Zulamdaki mahzun resim,
       Haberin var mi?
       Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
       Karanfil kokuyor cıgaram
       Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…     
         
                                    Ahmed ARİF

    Etiketler: , , , , ,

  • 30Ağu

    RAM’sız Windows oynamaz.
    Sabreden derviş Windows’u çalıştırmış.
    Klavuzu animatör olanın burnu 3D den kurtulmaz.
    Sakınan diskte bad çıkar.
    Virüsünü temizlemeyen diskini temizler.
    Upgrade’i an tornavidayı eline al.
    PC ciye MAC vermişler ahhh Windows’um demiş.
    Sakla rutini gelir zamanı.
    DOS işler Windows övünür.
    Patch’ı çıkmamış programdan ümit kesilmez.
    Kimine Adlib saz, kimine SB Live az
    Bana bir bilgisayar verin interneti göçüreyim.
    Ak antivirüs karagün içindir.
    DOS kocayınca Windows’un maskarası olur.
    Hatasız program olmaz.
    PC’ci Microsoft’a küsmüş, Microsoft’un haberi olmamış.
    Bana bilgisayarının modelini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
    Yaz virüsü formatlasın diskini.
    Programcıyla yatan animatör kalkar.
    Virüsler ilk hedefiniz internettir ileri.
    Nick’ini söylemeyen chat arkadaşı bulamaz.

    Etiketler: , , , , ,

  • 30Ağu

    Mevlana derki: Ask geldi, damarimda, derimde kankesildi: beni kendimden aldi, sevgiliyle doldurdu.Bedenimin her yanini sevgili kapladi. Benden kalan yalniz bir ad, ondan ötesi hep o…Ugrunda bir omur bagislanan,yanip yakilan bu essiz sevgili Allah`tir. Allaha karsi asiri sevginin kemale erisi, asigin askta yok olusudur. Gercek ilhama mazhar olmus, gercek yoklugu zevk edinmislerin en buyuk arzusu “ilahi-vuslattir”. Mevlana bu yolun coskun asigidir, asktan dogmus, askla yogrulmustur.” Bizim peygamberimizin yolu ask yoludur, biz ask cocuklariyiz;ask bizim anamizdir” der ve diriligin hakiki askta yok olmakla mumkun olabilecegini soyler; ” Asksiz olmaki ölu olmayasin,askta ölki diri kalasin” Mevlananin aski, ömrunun 3 merhalesinde olgunlasmis,bir ömur bu ugurda harcanmistir. Mevlana bunu soyle dile getirir “hamdim, pistim, yandim”. Mevlanaya göre gercek asiga asktan baskasi haramdir. ” Aslolan sevmektir, insanin mayasinda bu duyguyu aritmali, ayiklamalidir.Bedenimiz bir kovan gibidir bu kovanin bali ve mumuda ilahi ASKTIR” Mevlananin siirlerindeki bag, gül ve bülbül, hepside birer semboldur, asil maksat Allah`tir. Mevlana derki:” Basimi koydugum heryerde secde ettigim O`dur.Alti yonde ve alti cihet disinda Mabud O`dur. Bag, gül,sema ve sevgili…Hepsi bahane, maksat daima O`dur.Iste Mevlanadaki ask ve sevgili…Cünku o herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar cesetve kalip itibariyle cok, fakat maya ve ruh bakimindan tekti.Bir rubaisinde:

    ” GEL, GEL,YINE GEL, YINE GEL…HER KIM OLURSAN OL,YINE GEL…ISTER KAFIR OL ISTER MECUSI, ISTERPUTPEREST. ISTER YÜZ KERE BOZMUS OL TÖVBENI…” diyor ve ilave ediyordu”UMUTSUZLUK KAPISI DEGIL BU KAPI.NASILSAN ÖYLE GEL..

    “Bütun bir insanligi cagiriyor, aydinlik, nurlu kapisinda, onlara gercek yolu, Hak yolu gosteriyordu.Bu cagriya uyanlar, onun etrafinda kümelesiyor, hidayet yolunu seciyorlardi(bilgini, cahili,fakiri, zengini vs)Bu ilahi bir cagriydi- Konya gönuller yurdu, asiklar kabesi olmustu. Nitekim, bu cagri Mevlana devrindede, Mevlanadan sornada gönullerde aksini bulmus, onun mübarek turbesi, onnu sevenlerin bir siginagi, ziyaretgahi olmustu.Artik simdi Mevlana cagiriliyordu,ve biz ona söyle sesleniyorduk artik;

    ” Gel, gel, yine gel, yinede…Ey Gönuller Sultani, Ey

    Koca Pir, Mevlana gel!

    ” Ey yillari yillara ulayip asan,

    Ey nesillerden, nesillere ulasan…

    Doyumsuz sevgine doymuyor insan

    ” Bir kere degil asla, bin kerre

    Yinede gel, yine gel, yine gel”…

    Etiketler: , , , , , ,

  • 29Ağu

    Şiir dediler;
            emektir dedim

    Sevda dediler;
            bilmektir dedim

    İnsan dediler;
            sevmektir dedim.

    Kavga dediler;
            ilmektir dedim

    İnanç dediler;
        -Uğruna usulca-
            ölmektir dedim

    Ya tümü dediler;
                doyasıya YAŞADIM
    Diyebilmektir dedim

    Kutsiye BOZOK

    Etiketler: , , ,

  • 29Ağu

    SİS

    
    
    İki şehri var gecenin, biri gözümde
    tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
    gibi çöken siste, bana bu uykusuz
    şehri niye bıraktın, göze alamadığım
    bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
    gece değil istediğin hayli karanlık
    bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
    hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
    bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
    gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
    göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
    ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
    öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
    sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
    şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
    Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
    biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
    bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
    konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
    gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde
    
    Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?
    
    
    
    
    
    
    Haydar ERGÜLEN
    
     

    Etiketler: , , ,

« Önceki Sayfa   

Son Yorumlar

  • güzel bilgiler...
  • ezel izliyen sayisi artti bununda okuyanlar articakdir)...

chat sayfalari | mirc | Chat | Sohbet | chat | sohbet | Chat |